Reklamı Kapat

Ç'alın Teri...

Çalıştığım şirketteki konumum gereği bazen ayda bir, bazen üç ayda bir veya durum hâsıl olduğunda gerek gördüğümde, çalışma arkadaşlarımla bir toplantı tertip eder, gördüğüm yanlışları hataları, şirketimi zarara uğratacak konuları not alıp tekrarlanmaması için uyarılarda bulunup önlem almaya çalışırım.

Bu toplantılar artık rutin halde 10-12 yıldan beridir tekrarlanır. Yıllar geçtikçe geldiğimiz nokta ise beni hem üzüyor, hem de hayal kırıklığına uğratıyor. Çünkü 10-15 yıllık çalışma arkadaşım sanki 80 milyonluk ülkemin kopyası gibi. Kimse hatasını kabul etmiyor, kimse yanlış yaptığının farkında değil. Hani deyim yerindeyse “teflon tava” gibi bir toplum olduk. Kimseye bir şey yapışmıyor. Ne hatasını kabul eden var, ne yanlışından ders çıkaran. Türkçeden “özür dilerim, af edersin, kusura bakma hatalıyım” kelimeleri söküp atılmış sanki. Japonlarda hata yapan harakiri yaparken, bizde hata yapan kakara-kikiri yapıp baş tacı ediliyor.

İsveç’te çikolatayı devletin kartı ile yanlışlıkla alan bir bakan, aylarca mahkemeye çıkıp kendini aklamaya çalışırken, bizde milyonlarca liralık vurgun yapanlara “saygın işadamı” ödülü veriliyor.

Eskiden hukuk terimleri arasında “yüz kızartıcı suç” diye bir terim vardı, hâlâ duruyor mu bilmiyorum. Veya “yüz kızartıcı suç” ne demek? Çalmak, haksız kazanç, rüşvet, tecavüz, adam öldürmek, devletin malını zimmete geçirmek vb. bu yazdıklarımız hangisi “yüz kızartıcı suç” kapsamına giriyor. Şuan ki toplum yapısına, hukuk yapısına bakarsak bunların hiçbiri suç değil. Zira öyle olsa son dönemde tv dizisi gibi izlediğimiz mafya liderinin ifşalarından sonra en azından 3-4 vekil istifa eder, en az 50-60 kişi hakîm karşısına çıkardı.

“Alın teri” diye kutsal bir kavram vardı. Hani helâl kazancın diğer adı. Günümüzde alın teri böyle bir kavram mı, yoksa vücuttan çıkan herhangi bir sıvıdan farksız mı? Daha yeni yakalanan bir dolandırıcı, polis eşliğinde kameralar önünden geçerken yüzünde hiç kızarma gördünüz mü? Toplum öyle bir hale geldi ki, alın teri ile kazanmanın adı “enayilik” , çalarak haram yiyerek kazanmak “uyanıklık” oldu.

Bunca çürümüşlüğe, kokuşmuşluğa rağmen üzücü olan ise kimsenin kendini suçlu görmemesi…. Herkesin kendisini “sütten çıkmış ak kaşık” sanması. Canlı yayınlarda izlediğimiz suçlamalara rağmen ne devletin, ne adaletin, ne halkın olanlara tepki göstermemesi çok vahim.

Velhasıl çalışma arkadaşlarımın tavırlarını görünce anladım ki suç onların değil. Bize dayatılan yaşam şeklinden onların etkilenmemesi mümkün mü?

Acun’un yarışma programlarını reyting rekorları kırdığı, mafya dizilerinin insanları ekrana kilitlediği yufkacı Muharem’in aylarca konuşulduğu bir ülkede, alın terinden, emekten, ahlâktan bahsetmek çok absürt değil mi?

Bu ülkede maalesef “haram” denince akla ilk gelen alkol ve içki, “günah” denince akla ilk gelen Müslüman olmamak, “Namus” denince akla ilk gelen kızların etek boyu olduğuna göre, diğer konular teferruat değil mi?

Saygılarımla

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Kenan Özsoy - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kartepe Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kartepe Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kartepe Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kartepe Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.