Reklamı Kapat

Sabrın Meyvesi

Birbiri ardınca düşen cemrelerden sonra biraz ağır da olsa bahara usulca yaklaşmaya çalıştığımız zamanlardan merhabalar… Birçok şeyin muallakta kaldığı günlerden geçiyoruz. Retrolar, tutulmalar, dolunay derken inansak da inanmasak da yeryüzünde yaşayan biz canlıları bu tür hareketlenmeler etkiliyor. Tüm karmaşanın bittiği, maskesiz doya doya soluk aldığımız günlere bir an evvel ulaşabilme temennisindeyim. Ama bunun için biraz daha sabretmemiz gerekecek gibi görünüyor.

Sabır…

Henüz kanlı canlı görmesem de internette bolca fotoğrafına rastlamakta olduğum uzak doğuya ait bir ağacın serüveninden bahsetmek istiyorum sizlere. Mosso’dan…

Mosso, Uzakdoğu’da yetişen bir çeşit bambu ağacıdır. Onu diktiğinizden itibaren beş yıl boyunca hiçbir gelişme göstermez. Milim dahi oynamaz ama sonra birden güzel bir şey olur. Sanki sihirli değnek değer ve her gün yaklaşık kırk beş – elli santim kadar büyümeye başlar. Nihayet altı hafta içerisinde tam yirmi yedi – otuz metre civarında bir uzunluğa sahip olur.

Aslında ortada ne keramet ne sihir ne de sihirli bir değnek vardır. Mosso ağacının duruyormuş gibi yapıp altıncı yılın sonunda birden büyümesinin sebebi, o hareket göstermediği beş yıl boyunca sabırla toprağa saldığı güçlü kökleridir. Katman katman metrelerce derinliğe bırakılan kökler… E kolay değil tabii, onca metreyi sırtlayacak bir dayanıklılık lâzım!

Oysa dışarıdan bakıp ağacın serüvenini bilmeyince sabır ve sancılı sürecini anlayamıyoruz. Toprağı delişini, ileriye daha derine gidebilmek için yaşadığı savaşı tahmin edemiyoruz. Gördüğümüz kadarıyla yorumluyor, yorumlayabildiğimiz kadarıyla algılıyor içerlerde kopan fırtınayı tam anlamıyla kestiremiyoruz.

Victor Hugo’nun çok sevdiğim bir sözü var, orada dediği gibi: “Kimse senin dalgalarla nasıl boğuştuğuna bakmaz; gemiyi limana getirip getirmediğine bakar.” Ne kadar acı da olsa bu çok doğru bir gerçek. Hatta gerçeğin ta kendisi. Hiçbir vakit maddeden sıyrılıp işin özünü görmedikçe manayı kavrayamıyoruz.

Bir insanın başarısındaki etken özneyi, yaver giden şansı olduğu düşünerek benliğinden yaptığı fedakarlığı göz ardı ederiz hep. Uykusuz geceleri, yorulan zihinleri, hırpalanan yorgun bedenlerin varlığını yadsıyarak başarı hikâyesinde asıl mimariyi “şans” olarak bilir, en önemli şeyi unuturuz.

Sabrı…

Peki neydi sabır?

Sabır; bir kadının, bebeğini karnında dokuz ay taşımasıydı. Gece, gündüz demeden gönüllü her şeyine eyvallah deyişiydi.

Toprağa mahsul ekmek ve yeşermesini beklemekti sabır. Toza, çamura, güneşe ve ellerinin nasırlaşmasına inat özveride bulunmaktı.

Her şeyi örtüp setreden geceydi sabır. Ne var ne yok bağrında saklayarak, gün ışığının ortaya çıkacağı zamanı beklemesiydi.

Bülbülün, güle olan sevdasıydı sabır.

Mecnun’un Leyla’ya, Kerem’in Aslı’ya, Ferhat’ın Şirin’e olan sonsuz aşkıydı sabır… Her ne kadar maşuklarına kavuşamamış olsalar da aşk çilesinde hemhal olup sabır süzgecinden geçerek ilahî aşkla demlenmeleriydi.

Sabır; dert, musibet, sıkıntı, yoksulluk, hastalık ve ölüm gibi, yaşamımızda karşımıza çıkan imtihanlara karşı dirençtir. Dinî ve millî kültürümüzde bizlere yön veren, ruhen gelişmemizi sağlayan bir öğedir.

“Sabır acıdır, meyvesi tatlı”, “Sabırla koruk helva, dut yaprağı atlas olur”, “Sabreden derviş muradına ermiş”, “Sabreyle işine, hayır gelsin başına”, “Sabrın sonu selâmettir” gibi atasözlerimiz de sabrın millî kültürümüzdeki bu önemine işaret ederken “İmanın yarısı sabır, yarısı şükürdür” anlayışı ise sabrın dinî kültürümüzdeki yerini gösterir.

Özellikle şu sıralar toplum ve insan olarak üzerimize düşen şey sabretmek. Hem maddi hem manevi olarak topyekûn zorlu süreçlerden geçiyoruz. Yediden yetmişe doya doya nefes alamamakla, doludizgin gezip tozamamak, kendine özel alan ve vakit ayıramamak, temiz havadan mahrum kalarak; eğitimden, öğretimden, eğlenceden uzak durarak çetin bir mücadele veriyoruz.

Şimdi her şeyin olduğu gibi duruyor, yerinde sayıyormuş göründüğüne inat, bu zor günlerin önümüzdeki beş yıl içerisinde bize bir şeyler katarak bir mucizeye tanıklık edecek olacağımıza inanıyorum. Ve biliyorum ki inanmak da sabrın yarısıdır.

Sabırla aşacağımız şu günlerin ardından hepimizi sonsuz bir mutluluğun beklemesi temennisiyle efendim iyi haftalar…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Esra Uzun - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kartepe Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kartepe Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kartepe Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kartepe Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

02

Melek Baydil - Kalemine kuvvet. Sabır imandan gelir. Azimle çarpan betonu deler birçok kelam da dedigin gibi. Allah bütünlüğümüzü bozmadan feraha çıkmak nasip etsin gelecek güzel günler. Hayalde kalmasın. Başarın daim olsun

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 15 Nisan 17:08
01

@gonulhane_esintileri - Sabır, en iyi bu kadar yorumlanabilirdi. Ama biz insanlar çok tez canlı varlıklarız. Sabrın meyvesini vermeden, meyvesini yemek istiyoruz.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 15 Nisan 14:59