Reklamı Kapat

Doğrucu Davut

İdarecilerle gazetecilerin birbirine öfkesi

Ne demek lazım bilemedim. Birkaç günden bu yana Kocaeli basınında çıkan ve belki de kentte en çok konuşulan konular idarecilerin ve gazetecilerin birbirine öfkesi. Davalar, atışmalar, yazışmalar derken hemen herkes kendi haklılığı ile 1- 0 öne geçme çabasında. İşin acı tarafı ise halkın bu yaşananları bu şekilde kavga ya da atışmalar olmasa duymayacağı, bilmeyeceği kısmı. Diğer tarafı ise kamuoyunun yazılanlardan sahiplendiği merak.

Bunlar aramızda lütfen yazma

Evet biz gazeteciler yaşadığımız bazı şeyleri o anda pat diye ortaya atmayız. Evet hemen hepimizin hafızalarında sakladığı gizli, sır bir arşivi vardır. O arşivin içerisinde gerçekten sır olarak saklanması ve hatta bir daha hatırlanmamak üzere anında imha edilmesi gereken konular vardır. Girip çıktığımız ortamlarda, davet edildiğimiz, birileri ile buluşturulduğumuz yerlerde çoğu zaman ‘Abi bunlar aramızda, lütfen yazma’ denilen şeyler illaki olmuştur. Kendi adıma bugüne kadar böylesi görüşmelerde konuşulan hiçbir şeyi ne yazdım ne ima ettim. Bazen mezar olup birtakım şeyleri gömmek lazım. Gerçekten sır olması birçok açıdan faydalı ve gerekli olan konular bu yazdığım yazının tamamen dışında kalan konulardır.

Madem yaşandı zamanında niye yazılmadı

Ancak iş bazen kurumlarla kişiler arasındaki birtakım diyaloglara dönmeye başladığında ve bir süre sonra o kişi ve kurumlar arasında bir husumet doğduğunda maalesef ayağına basılan bir şekilde bağırmaya başlıyor. Ya da daha can alıcı bir şekilde ifade etmek gerekirse canı yanan düne kadar üzerine perde çektiği şeylerin perdesini pat diye açıp ‘Alın işte gerçekleri kendi gözünüzle görün’ dediğinde ortaya çıkıyor. Bu defa okuduklarınızdan sonra kendi kendinize şunu sormaya başlıyorsunuz. Yahu madem böyle şeyler yaşandı neden bu çirkin teklifler geldiği zamanda bunlar yazılmadı, açıklanmadı? Konu herkes için adaletse şayet niye zamanında bu adalet tescil edilmedi diye soruyorsunuz kendi kendinize. Ya da yaşanan şey her ne ise tam olarak acaba böyle mi yaşandı diye.

Teklif tepedeki insandan mı geldi?

Kim doğru söylüyor, kim yalan söylüyor ya da saklıyor ben bilmem, bilemem çünkü ben yaşamadım. Yaşadığı iddia edilen iki kişi var ve bu işin doğrusunu bu iki kişiden başka hiç kimse bilmiyor. Fakat siyasi arenada bu işlerin yaşandığına gözlerimizle net olarak şahit olmasak bile bazı yükseliş ya da gidişattan işin içerisine siyasetin bir şekilde bulaşmış olduğunu görebiliyoruz. Hal böyle olunca da bugün yaşananlar hemen herkesin kafasında bir soru işareti oluşturuyor. Bunu birilerini suçlamak ya da bir diğerini aklamak amacıyla söylemiyorum. Fakat işin iddia edildiği gibi direkt olarak en tepedeki insandan gelen bir teklif midir onu pek bilemedim. Çünkü siyasi kurumlar bu gibi işlerinde genellikle yine kurumlarının içerisindeki bazı isimleri kullanırlar. Teklif ya da bu gibi girişimler o isimler üzerinden yürür. En tepede yer alan isimlerin anlatıldığı gibi böyle diyaloglara girmesi gibi bir olay var ise şayet bunun adı zaten iş bilmezlik, acemilik hatta cehalettir. Ya da bir maddesi daha var ki o da artık bize her şey mubah bakış açısıdır.

Basın artık taraf tutan bir mecra

Acı ama basın artık siyasetin içerisinde taraf tutan bir mecra olmuş durumda. Tarafsız bir gazete ve gazeteci olarak yazdığınız tüm doğrular yanlışı yapanların siyasi görüşü tarafından bertaraf edilerek suçlu konumuna otomatikman siz düşürülüyorsunuz. Yani doğrular siyasi bir tarafı etkiliyorsa o kanadın o doğruya asla tahammülü olmuyor. Doğru olduğunu bildikleri halde olmuyor üstelik. Muhalif kesimi de aslında yine sizin yazdığınız doğru pek fazla ilgilendirmiyor. O da bu doğrunun peşine sırf iktidara zarar vermek adına düşüyor. Çünkü bir başka zaman muhalefeti olumsuz etkileyen bir doğru yazdığınızda dün verilen destek yerini anında tam tersine çeviriyor. Tabi hal böyle olunca da siyasi oluşumlar kendilerini hiç eleştirmeyecek ya da en az eleştiri ile geçiştirecek basın organlarına destek vermeye ve hatta bir süre sonra ele geçirmeye sahibi olmaya başlıyor. Kendileri değilse yandaşları, destekçileri sahip oluyor. E hal böyle olunca o destek de bir süre sonra karşılığını bulmaya başlıyor.

Korkulacak tek varlık ve rızkı veren Allah

Bizim basın konusu gerçek manada bir karmaşa. Bıçak sırtı bir düzende başınız dik yürümek, yazılarınızı doğrulardan ödün vermeden yazmak, korkulacak tek varlığın ve rızkı verenin Allah olduğu doğrusuyla akışa bakmak bu devirde öyle her babayiğidin harcı değil. Bu devirde bunu yapabiliyorsanız da adınız Don Kişot’a çıkıyor. Ya da birileri gelip size ‘Bu memleketin doğrucu Davut’u sen misin?’ diye soruyor. Acı acı gülüyorsunuz. Ortada bir menfaatiniz, beklentiniz ya da korkunuz yoksa siz de ona ‘Peki sen şeytanın avukatı mısın?’ diye soramıyorsanız ne şiş yansın ne kebap mantığı ile otomatikman sorunun bir parçası da siz oluyorsunuz.

Kendisini üç otuz paraya satan gazeteciler var

Gerçekten zor meslek artık gazetecilik. Yok yok bu cümle tam oturmadı, etik ve gerçek gazetecilik zor demek daha doğru sanırım. Yoksa ortalıkta hemen her gün birilerine yaltaklanan, kalemini, zikrini, fikrini, ahlakını, hayata bakış açısını dahası kendini üç otuz paraya satan çok gazeteci var. İnanın sorsanız birçoğu da en ahlaklısı benim diye ortalığa çıkar. Fakat şunu da belirtmekte fayda var ki bu işlere çanak tutan ve yaşanmasını sağlayan yine maalesef bizleriz. Bu işlere meyilli birileri böyle yükseldi diye kendimize pusula olarak o kişileri seçiyorsak siyaseti suçlamanın da pek bir anlamı yok. Olası çirkin bir teklif alındığında bu anında deşifre edilebilmiş olsaydı bugün ne bunları yazıyor olurduk ne de kimse bunu yapmaya cesaret edebilirdi.

Sen doğru dur eğri belasını bulur

Doğrunun ne olduğunu ve kimin doğru söylediğini zamanı geldiğinde hesabını soracak olan biliyor. Biz de kendi kendimize bir sürü cümle kurup sayfa dolduruyoruz. Halbuki Yunus Emre’nin dediği gibi ‘Sen doğru dur, eğri belasını bulur’ sözü bunca satırın tek karşılığıdır. Bekleyip görelim kim haklı kim haksız. Görelim Mevla neyler, neylerse güzel eyler.

Bu vesile ile sorumluluk sahibi bütün insan gibi insanlara Saygılarımı sunuyorum.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Cem ŞAKOĞLU - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kartepe Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kartepe Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kartepe Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kartepe Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.