Reklamı Kapat

Fırtına öncesi sessizliği

Keyifler yerinde mi?

Nasıl herkesin keyfi yerinde mi? Sağlık, sıhhat, huzur, mutluluk yolunda mı? Dert tasa, öfke, korku bitti mi? Selam vermeyince, gelip gitmeyince, yazı çıkmayınca herkes selamete erdi mi? Yokmuş gibi davranınca, konular kapatılınca, kimse konuşmayınca adamlar aklandı mı? Alper Tunga öldü mü? Issız acun kaldı mı? Ödlek öcün aldı mı? İmdi yürek yırtılır.

Biz susunca herkes sustu

Şimdi soruyorum herkese, nasıl iyi mi bu sessizlik. Herkes bir kenara çekilince halledildi mi bütün sorunlar. Meğer biz miymişiz bütün ortamı kirleten. Ayıp eden biz miymişiz? Bütün ilçe konuşurken herkesin bildiği şeyleri, yazdığı için sesi tek duyulan biz miymişiz? Biz susunca herkes sustu. Herkes susunca gürültüden daha duyulmayan bir dolu çığlık daha ortaya çıktı. Ahmet yazdı, Mehmet yazdı, Hasan, Hüseyin yazdı biz sustuk ve bekledik. Bekleyince tamam dediler bu iş bitti. Bitti mi sizce? Vicdanlarda bitti mi? Birileri mağdur olduğu halde sokaklara çıkamazken, başkaları elini kolunu sallayarak aramızda dolaşırken herkesin keyfi yerinde mi? İyi böyle değil mi?

Bilinmez, bulunmaz bir türlü

Olan olmuş nasılsa, yaşanmış bitmiş saygısızca, uyuşturulmuş beyinler hatırlamayabilir belki ama o beyinleri uyuşturanlar da mı hatırlanmaz sanılır. Birisi birinin yeğeni çıkar, bir diğeri falancanın tehdit edeni. Kimdir bunlar, kimlerdir bilinmez, bulunmaz bir türlü. Öyle ya olmayan, yaşanmayan nasıl bulunsun, öyle ya iftira denilen şey nasıl gerçekle yüzleşsin. Ne var elinizde kardeşim? İsim var mı isim? İsim verin bize ki nefesinizi keselim. Pardon nefeslerini yazacaktım!

Müfettiş mi olacaksın?

Yine ne diyorsun Cem Şakoğlu. Sen susunca daha güzel görünüyordun gözümüze. Dedektif misin her taşın altına bakıyorsun ya da müfettiş mi olmak istiyorsun ki her şey bu kadar gözünün önünde gerçekleşirken deli gibi susuyorsun. Kimi koruyorsun diye sorarlar adama, susarsan, hiçbir şey olmamış gibi yaparsan, aman bana bulaşmasın diye yaşarsan senden olsa olsa…. Yok söyleyemedim, kıyamadım o nokta noktanın yerine herhangi bir meslek dalını, bir hayvan ya da bitki ismini koymaya. Yani boş küme, yani sen öylece oturursan o koltuğunda öyle, senden sabun bile olmaz. Ne olur biliyor musun? O koltuk yarın hakkını arar, hesabını sorar sana.

Fırtınayı görüyorum

Konuya dair son bir paragraf. Sessizlik rahatlık verir insana ama her fırtınanın önünde kulakları sağır eden bir sessizlik vardır. Bana sorarsanız toz bulutu ileriden göründü geliyor. Bir fırtına ki dev gibi ağaçları kökünden sökecek gibi, bir fırtına ki laf cambazlarını da ahlak bekçisi geçinenleri de koltukları da rütbeleri de söküp atacak gibi. Ben görüyorum ya rüya görüyorum ya ileriyi. Fakat bir fırtına görüyorum kesin. Her şeyin üzerindeki tozu kaldıracak bir fırtına. Ha bir de bu işlerin hikâye durumları var değil mi? Alın size hafta sonu keyifle okuyacağınız bir hikâye ama mutlaka okuyun derim;

Buradan su içmek Müslümana haram

Vaktiyle Bursa’ da bir Müslüman, bugünkü adı Arap Şükrü olan muhitte çeşme yaptırmış ve başına bir kitabe eklemiş: “Her kula helal, Müslüman’a haram!”

Bursa başkent, tabii Osmanlı karışmış, bu nasıl fitnedir diye…

*Gitmişler kadıya şikâyete, adam yakalanıp yaka-paça huzura getirilmiş. “Bu nasıl fitnedir, dini İslam, ahalisi Müslüman olan koca devlette sen kalk, hayrattır, sebildir diye çeşme yap, ama suyunu Müslümana yasakla! Olacak iş midir, nedir sebebi, aklını mı yitirdin?” diye çıkışmışlar adama. Adam:

– “Müsaade buyurun, sebebi vardır, lakin ispat ister, delil şarttır…” dedikçe kadı kızmış:

– “Ne delili ne ispatı? Sen fitne çıkardın, Müslüman ahalinin huzurunu kaçırdın, katlin vaciptir!” demiş. Demiş ama bir yandan da merak edermiş:

– “Nedir gerekçen?” diye sormuş. Adam:

– “Bir tek Sultan ’a derim…” diye cevap verince, ortalık yine karışmış. Söz Sultan ’a gitmiş, adam yaka paça saraya götürülmüş. Padişah da sinirlenmiş ama diğer yandan o da meraklanırmış:

– “De bakalım ne diyeceksen. Bu nasıl iştir ki hem çeşmeyi yaparsın hem de her kula helal, Müslüman’a haram yazarsın?” Adam, başı önünde konuşur:

– “Delilim vardır, lâkin ispat ister.”

– “Ya dediğin gibi sağlam değilse delilin?”

– “O zaman boynum, hükme kıldan incedir Sultanım…”

– “Eeee!”

– “Sultanım, herhangi bir havradan (sinagog) rastgele bir hahamı izahsız yaka-paça tutuklayın, bir hafta tutun. Bakın neler olacak…” Dediği yapılmış adamın. Bütün azınlıklar bir olmuş, başlarında Museviler, “Ne oluyor, bu ne zulüm? Bizim din adamımıza biz kefiliz, ne gerekirse söyleyin yapalım, o masumdur, gerekirse kefalet ödeyelim…” Çevre ülkelerden bile elçiler gelmiş, elçiler mektup üstüne mektup getirmiş. Bir hafta dolunca, adam:

– “Sultanım, artık bırakmak zamanıdır” demiş. Haham bırakılmış, azınlıklar mutlu, bu sefer Sultan’a teşekkürler, hediyeler.

– “Aynı işi herhangi bir kiliseden herhangi bir papaz için yaptırınız Sultanım” demiş. Aynı şekilde bir papaz derdest edilip yaka-paça alınmış Pazar ayininden ve aynı tepkiler artarak devam etmiş. Haftası dolunca da serbest bırakılmış. Mutluluk ve sevinç gösterileri daha bir fazlalaşmış, teşekkürler, şükranlar… Din adamlarına kavuşmanın mutluluğuyla daha bir sarılmışlar birbirlerine… Sultan:

– “Bitti mi?” demiş adama.

– “Sultanım son bir iş kaldı, sonra hüküm zamanıdır izninizle” demiş.

– “Şimdi nedir isteğin?”

– “Efendim, payitahtımız Bursa’nın en sevilen, alimini alınız minberinden…” Adamın dediğini yapmışlar, Bursa Ulu cami imamını Cuma hutbesinin ortasında almışlar, yaka paça götürmüşler.

Bir Allah’ın kulu çıkıp da “ne oluyor, siz ne yapıyorsunuz? Hiç olmazsa vaazı bitene kadar bekleseydiniz”, gibi tek bir kelam etmemiş, imamın peşinden giden, arayan-soran olmamış… Geçmiş bir hafta, “Nerede imam” diye gelen-giden yok! Halk halinden memnun, başlamış bir dedikodu, o geçen hafta tutuklanan koca alim için:

– “Biz de onu adam bilmiş, hoca bellemiştik…”

– “Kim bilir ne suç etti de tevkif edildi!”

– “Vah vah! Acırım arkasında kıldığım namazlara…”

– “Sorma, sorma…”

Padişah, kadı ve adam izliyorlarmış olup-bitenleri. Sonunda Padişah çeşmeyi yaptırana sormuş:

– “Eee, ne olacak şimdi? Adam:

– “Bırakma zamanıdır. Bir de özür dileyip helallik almak lâzımdır hocadan.” “Haklısın” demiş padişah, denilenin yapılması için emir buyurmuş ve adama dönmüş. Adam başı önünde konuşmuş:

– “Ey büyük Sultanım, siz irade buyurunuz lütfen, böyle Müslümanlara su helâl edilir mi?”

Sultan acı acı tebessüm etmiş:

– “Hava bile haram, hava bile!” demiş.

Bu vesile ile sorumluluk sahibi bütün iyi insanlara Saygılarımı sunuyorum. 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Cem ŞAKOĞLU - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kartepe Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kartepe Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kartepe Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kartepe Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

02

Mehmet Toker - Kalemine yüreğine sağlık kardeşim. Başını öne eğmeyesin, dizlerinin üstüne çökmeyesin. Susmayasın. Gördüğün düş değil gerçeğin kendisidir. Doğruya ve haklıya şahit gerekmez. İnanç ve kararlılıkla duruş ister. Güneş balçıkla sıvanmaz. Senin işin görmeyen gözleri görür, duymayan kulakları duyar kılmak. Kolay gelsin. Kucak dolusu selamlar. Sağlıkla sevgiyle kal.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 23 Ekim 10:24
01

arslanbey41 - buna Ortadoğu kaypaklığı denir Cem bey.atar tutarsın hayatın boyu ahlak vatan din vs.ne zaman bu kavramlar somuta bürünse ortadan tüyersin.ortadoğu kaypaklığı böyledir

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 23 Ekim 10:02