Reklamı Kapat

Gazeteci değil misiniz hepiniz aynısınız!

Bugün 21 Ekim Dünya Gazeteciler günü. Tüm meslektaşlarıma kutlu olsun. Öncelikle şunu belirterek başlamak istiyorum ki şu an okuduğunuz yazıyı yazana kadar üç ayrı yazı yazdım. Yazdığım diğer yazılar bugünün anlam ve önemine dair yazılar olmasa da evet gazeteciler ve gazetecilik hakkındaydı. Birkaç günlük gündeme dair şeylerdi çoğu. Siyaset içerikli yazılardı diyeceğim ama artık siyasetin içerisine girmediği neredeyse hiçbir konu kalmadığı için bu sözümden vazgeçtim. Basın ve siyasetçi ilişkisinin siyasetçileri, siyasetin de basını ne hale getirdiğini kaleme almıştım aslında. Ancak net olarak söylüyorum ki akşamüstü saatlerinde Sevgili Nilay Merttürk ‘Cem abi yarın Dünya Gazeteciler Günü’ dediği için ilk anlarında kızgınlıkla yazdığım diğer tüm yazılardan vazgeçtim.

Bizim mesleğimizin akıllara gelen her kademesinde işini ahlakıyla ve layıkıyla yapan, adam kayırmadan, insan ayırmadan, siyasal ayrımcılık gözetmeden, birilerine köle olmadan, kalemini satmadan, yazdıklarını işkembe-i kübradan atmadan, mesleğin etik değerlerini kişi ve kurum ayırmaksızın yerine getiren tüm abi ve kardeşlerimin Dünya gazeteciler günü kutlu olsun.

Bu yazdıklarım bugünün söylenecek sözleri olmasa da bundan yaklaşık bir 15 – 20 sene önce ki belki biraz daha fazla olabilir bir yerde birisini tanıştırırken ‘Gazeteci’ denildiği vakit insanlar önlerini iliklerlerdi. Mesleğimizin bir saygınlığı, bir itibarı vardı. Duruşu dik, gövdeli ve ilkeli insanlardı gazeteciler. Eskinin siyah beyaz filmlerinde elindeki gazeteleri şehrin sokaklarında ‘Yazıyor, yazıyor’ diye satmaya çalışan çocuk figürü bile başka bir hürmet görürdü. Derken topluma da bizde evrilmeye başladık. Gazeteciliğin ve gazetecilerin olaylara yaklaşımları başkalaşmaya başladı. Gazeteler tarafsız habercilikten ziyade gücü eline geçirmek isteyen siyasilerin kullandığı bir araç halini almaya hal böyle olunca da yalan ya da sipariş haberler havada uçuşmaya başladı. Meslek git gide itibarını kaybetmeye ve yozlaşmaya başladı. Hani parayı veren düdüğü çalar misali bu söylemim geneli kapsamasa da çoğunluk ısmarlama haberler yapmaya başladı.

Derken neredeyse siyasetle uğraşmayanın kalmadığı bir döneme girdik. Hangi kademesinde olursa olsun ya da hangi kademesini düşünürse düşünsün siyaset heveslisi insanların eski ya da yeni hataları bazı gazetecilerce tehdit unsuru haline getirilmeye başlayınca ve bu yolla ekonomik olarak ciddi manada güç kazanan gazeteciler ortaya çıkmaya başladı. Yıllarca bu işi yapan ve hayatını güç bela sürdüren gazeteciler bu örnekler karşısında pek de fazla direnemedi. Dahası yeni nesil gazeteciler idealistlik yerine kendisine önce para kaynaklı gazetecilik metodunu seçmeye başladı. Bu gelişmelerin sonunda ne oldu biliyor musunuz? Sokaktaki insan bir süre sonra o önünde düğme iliklediği gazetecilere ‘Gazeteci değil misiniz, hepiniz aynı haltsınız’ demeye başladı. Bu mesleği hala ahlaki kurallar dahilinde ve gazetecilik etiklerine göre yapmaya çalışanların neredeyse tamamı güme gitti.

İktidar partisini öven yazılar yazan gazeteci muhalefetten, muhalefeti öven yazılar yazan gazete iktidardan reklam alamaz hale geldi. Derken iş öyle bir noktaya geldi ki ‘Şu gazeteye reklam verirseniz kara listeye girersiniz’ gibi tehditler net bir şekilde ifade edilmeye ve gazeteciler baskı altına alınmaya başlandı. Yani günden güne itibarsızlaştırılan bir meslek olmaya başladı bizim meslek. Siyaset her yeri ve her kurumu işgal ederken bizim meslek gurubumuzda bu işgalden nasibini aldı. Cemiyetler, federasyonlar, gazetecileri bir çatı altında toplamaya çalışan her ne kurum var ise işgal edildi. Parti ismi, iktidarı ya da muhalefeti hiç fark etmez ama siyasi bir emel ve amaç için işgal edildi. Kimimiz bu işgale gönüllü alet olduk, kimimiz istemeden ve fark etmeden.

Derken bugün geldi. Yüz yüze geldiğinde canım cicim, ayrıldığında birbirinin arkasından demediğini, yazmadığını bırakmayan, Ahmet’ten, Mehmet’ten fikir çalıp, Hasan’a, Hüseyin’e kendi fikriymiş gibi caka satan, milletin ayağına ateş edip, isterseniz pansuman yapabilirim diyen, A partisine şirin görünmek için kendi meslektaşına salvo yapan, kuyu kazan, kalemini satan, 1000 liralık reklam için kimliğini değiştiren bir kitle ile gazeteciliği hala ilkeleri ile yapmaya çalışan kardeşlerimiz aynı kefeye konmaya başladı.

Bu bir tercihtir. Toplum yukarıdaki örneklerden kimin kazanmasını desteklerse o kesim ön plana çıkacaktır. Gazeteci toplumun önünde yürümesi ve toplumu yönlendirmesi gereken bir kişilik olduğu için yukarıdaki hangi bakış açısı desteklenirse gazeteci de topluma o yönlendirmeyi yapacaktır. Yani toplum kendi bilinci ile oluşturduğu kitlenin yönlendirmelerine maruz kalacaktır.

Çok sevdiğim bir söz vardır. Der ki ‘İnsanlar kendi yollarını kendileri çizer, beğenmezlerse kader derler’ Ya da Marcus Aurelius’un dediği gibi ‘Kişinin hayatı düşünün rengine boyanmıştır’

Tekrardan yukarıda belirttiğim üzere meslek ahlak ve etiğini öncelikle yüreğinde taşıyan tüm gazeteci ağabey ve kardeşlerimin 23 Ekim Dünya Gazeteciler Günü Kutlu Olsun. İnşallah bir sonraki senede sağ kalırsak bugün yazdığım yazılardan utanacak bir 23 Ekim kutlarız hep birlikte.

Bu vesile ile sorumluluk sahibi bütün iyi niyetli insanlara Saygılarımı sunuyorum.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Cem ŞAKOĞLU - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kartepe Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kartepe Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kartepe Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kartepe Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.