Reklamı Kapat

Yâ Rabbi! Yılanın çıkmasını kolaylaştır!

Mevlana’nın hikmet dolu kıssaları ve nasihatlerini okumaktan her daim keyif alırım. Çünkü O, kendisine lütfedilen müstesna anlatım kabiliyetiyle, son derece edebî bir üslûpla öyle güzel ifade eder ki her şeyi…

Bazen hakikatleri zor kavrayan zihinlere sadece ondan iki kelam yazmak bile kâfi gelir çoğu zaman…

Tıpkı nefis tezkiyesinin(Temize çıkarma, aklama) zaruretini anlatan bu hikâyede olduğu gibi…

Hikâye şöyle başlar;

“Ata binmiş bir emir, ağaç altında uyurken ağzına kara bir yılan giren bir kişi görür. Bunun üzerine uyuyan adamı kurtarmak için, bütün maharetini kullanmaya başlar. Adama var gücü ile birkaç kamçı vurur.  Adam, acıyla yerinden sıçrar ve dayak yediği emirden kaçmaya başlar.

Emir, adamın peşini bırakmaz, onu bir elma ağacının altında yakalar. Ağaçtan düşen çürük elmaları adama zorla yedirir. Bir taraftan da:

–Ey dertli biçare, hepsini yiyeceksin! Bu çileye katlanacaksın!» der. Adamcağız ise, dehşet içinde:

–Ey emir! Ben sana ne yaptım? Bu zulmün sebebi ne? Canıma kastın varsa, bir kılıç vur da kanımı dök! Seni gördüğüm an, ne uğursuz bir zamanmış!.. Senin yüzünü görmeyenler ne bahtiyar insanlarmış!.. Ey Rabb’im, bu zalimin cezasını sen ver!” diyerek lânetler yağdırır.

Fakat emir, bu sözlere aldırmaz. Onu kamçılayıp koşturmaya devam eder.

Adamcağız, emirin korkusundan ve kamçı acısından rüzgâr gibi koşmaya başlar. Artık adamcağızın yorgunluktan adım atacak takati kalmaz. Sıhhati bozulur, safrası kabarır ve kusmaya başlar.

Yediği her şey zoraki bir tazyikle ağzından çıkar. Nihâyet çürük elmalarla beraber, içindeki karayılan da dışarı fırlayıverir.

Adamcağız, midesinden çıkan yılanın korkunçluğu karşısında dehşete kapılır. Derhal o sâlih emîrin önünde yerlere kapanır:

–Hakîkaten sen, Cebrâil’in rahmeti gibi gelmişsin! Meğer benim velî-nîmetim olmuşsun! Seni gördüğüm zaman, ne mübarek zamanmış! Sen olmasaydın ben çoktan hazin bir şekilde ölmüş gitmiştim. Cehalet ve gafletim, sana karşı ne kadar saçma-sapan sözler söyletti bana. Onlardan dolayı beni affet! Söylediklerimi gafletime ver!” der.

Emîr de; “Eğer ben o vakit, senin iç âlemindekilerden bir parça söyleseydim, ödün kopardı. Korku, seni helâk ederdi. Eğer sen, seni Cehenneme sürüklemek isteyen o nefs canavarının mahiyetini bilseydin, ne elma yemeye kuvvetin kalırdı, ne yol yürümeye, ne de kusarak o karayılanı çıkarmaya...

Ben senden işittiğim uygunsuz sözlere sabrediyor, içimden de sürekli; “Yâ Rabbi! Yılanın çıkmasını kolaylaştır! Bu bîçâreyi halâs eyle!” diye dua ediyordum. Sen bana acı şeyler de söylesen, benim gönlümdeki merhamet, seni o hâlde bırakmaya râzı olmadı. Çünkü benim fıtratım merhamet mayasıyla yoğrulmuştur” der…

Hikayenin ders olması, anlamayanın anlaması ve yılanın bir an önce çıkması dileğiyle…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nilay MERTTÜRK - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kartepe Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kartepe Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kartepe Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kartepe Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.