Reklamı Kapat

Sırtımdakileri biraz yere bırakıyorum

Bazen hayatın yükü ya da yaşadıklarımız ağır gelir hepimize. Duyduklarımız, gördüklerimiz, bildiklerimiz bir süre sonra bizi sürekli aşağıya doğru basmaya başlar. Hiçbir şey yapmadığımız halde yorgun hissetmeye başlarız. Birkaç günden bu yana yazdığım ve yaptığım haberler vesilesi ile hem kendimize hem insanlara ağır gelecek şeyler yazdım biraz. Onun için bir parça ara vermek, sırtımdakileri biraz yere bırakmak istedim. Ancak ara verirken de alabilene önemli mesajlar içerebilecek kıssalar yazmak istedim. Kendilerini Kartepe’nin hatta dünyanın sahibi zannedenlere, yaptıkları her şeyi mubah bulan, yedikleri her bir haltı avaneleri ile saklayabileceklerini sanan, siyasete, bu vesile ile elde ettikleri kirli paraya çok güvenen, bu minvalde devletin kurumları ile kurdukları ilişkileri, o makamlardaki kişileri kullanabileceklerine inanan bu kitleye sondan bir önceki düzlükte alabilirlerse bir şeyler yazmak istedim. Ben çok severim böylesi kıssaları. Kendimce ders almaya, anlamaya ve hayatıma uygulamaya çabalarım. İnşallah bu satırlara yazdıklarımızla birileri de kendilerine ders çıkartabilirler. Bu temenniler ile hiç yorumsuz birkaç hikâye ile sizleri baş başa bırakıyorum. İyi okumalar.

Karınca ve bal

Bir gün yere bir damla bal düştü, küçük bir karınca geldi balın tadına baktı ve gitti. Bal hoşuna gitmişti. Bir zaman sonra tekrar geldi, biraz daha yedi sonra gitmek istedi ama bal lezzetli gelmişti. Bir türlü bırakamadı. Kendini balın lezzetine kaptırdı ve bal damlasının içine girdi. Ancak çıkmak isteyince buna güç yetiremedi. Debelendikçe daha da derine battı ve balın içinde can verdi.

Karınca biraz bal ile yetinseydi şayet elbette ölmeyecekti. Hz. Ömer der ki;

Dünya büyük bir bal damlasıdır. Kim ondan yetecek kadarıyla iktifa ederse kurtulur. Kim de ona dalarsa, karınca misali battıkça batar…

Bir çuval toprak ve arsa

Eski Endülüs Hükümdarlarından biri fakir bir kadının arsasına yeni bir saray yapılmasını emretti. Arsa hükümdarın sarayına alındı ancak hükümdar arsanın bedelini ödemiyordu. Müşkül durumda kalan kadın, çareyi, hükümdarı, kadıya şikâyet etmekle buldu. Zamanın Şeyhülislâmı, kadını dinleyip haklı olduğuna hükmettikten sonra, hükümdara hiçbir şey söylemeden bir çuval bir kazma bir de kürek alıp kadının arsasından toprak doldurmaya başladı.

Hükümdar sarayından Şeyhü'l îslâmı seyrediyor ve kendi kendine:

- Herhalde Şeyhülislâm aklını oynatmış olsa gerek, diyordu.

Şeyhülislâm çuvala bir miktar toprak doldurdu ve sırtına alıp götürmek istedi. Fakat ihtiyar olduğundan ve toprak da ağır olduğundan kaldıramamıştı. Biraz daha toprak koyup çuvalı ağzına kadar doldurdu. Tekrar kaldırmak istediğinde tabi ki, kaldıramadı. Şeyhü'l İslâmın bu acaip halini seyreden hükümdar daha fazla sabredemeyip huzuruna çağırdı:

- Hocam, sen bu zayıf halinle bu çuvalı nasıl kaldıracaksın? Bir de çuvalı boşaltacağına habire dolduruyorsun. Bunu kaldıramayacağını nasıl düşünemiyorsun? diye sordu. Şeyhülislâm cevap verdi;

- Peki Sultanım, siz benim omuzlarımın o çuvalı kaldıramayacağını biliyorsunuz da yarın huzur-u İlâhîde bütün arsayı kaldıracak güce sahip olamayacağınızı nasıl düşünemiyorsunuz? Sizin omuzunuz benim omuzlarımdan çok mu kuvvetli? deyince hükümdar hatasını anladı ve kadının arsasını gasp etmekten vazgeçti.

Midas’ın kulakları eşek kulakları (Sır hikayesi)

Kral Midas Tmolos Dağı’nın yamacında dolaşırken güneş tanrısı Apollon ile şarap tanrısı Pan’ın müzik yarışı yaptıklarını ve bu yarışmaya yargıç olarak dağ tanrısı Tmolos’u seçtiklerini görür. Apollon’un lirini de Pan’ın flütünü de dinleyen Midas, flütün sesini çok beğenir.

Tmolos, ödülü Apollon’a verse de yarışmaya tanık olan Midas flütü daha çok beğendiğini söyleyince Apollon Midas’ın kulaklarını uzatıp eşek kulağı haline getirerek öç alır.

Midas, utandığı eşek kulaklarını sivri külahı ile bir süre sır gibi saklar ama saçını sakalını her gün tıraş eden berberin kulaklarını görmesini engelleyemez. Berber kimseye açmadığı bu sırdan kurtulmak için bir tür kulak olarak benzetilen kuyuya eğilerek “Midas’ın kulakları eşek kulaklarıdır.” diye seslenir. Uğuldayan kuyunun yakınındaki sazlar, yel estikçe dile gelerek “Midas’ın kulakları eşek kulaklarıdır.” diye yankılanmaya başlarlar. Bunu duyan Midas hiddetlenir ve sazların kesilmesini emreder. Ancak kuyunun suyu sazlara geçirmiş ve sırrı yayılmıştır. Sazlar kestirilir ama bu sefer de sırrı keçiler korosu seslendirir.

Sırrı yayılan Midas, zamanla kulaklarına alışır; hatta onları bir ayrıcalık, bir üstünlük olarak görmeye başlar. Artık kulaklarını gizlemez, törenlerde halka sergiler. Midas’ın ona verdiği cezayı takmadığını gören Apollon, bu sefer kulakları geri alarak Midas’ı cezalandırır. Halk bu kez Midas’la kulakları artık eşek kulağı olmadığı için alay edip onu aşağılar.

Bu vesile ile sorumluluk sahibi bütün iyi insanlara Saygılarımı sunuyorum.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Cem ŞAKOĞLU - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kartepe Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kartepe Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kartepe Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kartepe Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

Kartepe41 - vicdanı olmayan insanlarca yönetildiğimizi anladığımız an aydınlanma başlar.günaydın cem şakoğlu.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 16 Eylül 09:12