Reklamı Kapat

Bayramlar benim için hüzün

Nedense her Kurban Bayramında eski günler gelir aklıma. O günlerden kalan sayılı aile büyüğümüzü ellerinden öperek anmak istiyorum ama acaba yitip gidenleri büyüklerimizi mi özlüyoruz yoksa yitip giden değerlerimizi mi tam olarak onu netleştiremiyorum.

Babamı kaybettiğimde 20 yaşındaydım. Dedemi, Anneannemi, Teyzemi ve birçok akrabamızı kaybettiğimde farklı farklı yaşlardaydım. Fakat her seferinde söylüyorum ki Babam ve Dedem sonrası eski alışkanlıklarımıza dair birçok şey buharlaştı sanki. Gelenek, görenek, örf, anane, alışkanlıklar, ritüeller, olmazsa olmazlar teker teker kayboldu gitti. Onlardan geri kalan bizler mi beceremedik o güzel günleri yaşatmayı yoksa geleneklerimiz mi kendiliğinden evrildi gitti.

Bütün içtenliğimle söylüyorum ki bu gün ki bayramların geneli benim için hüzün. Acaba o yılları cazip kılan sırtımızda bir sorumluluk olmayışı kaynaklı bir rahatlık mı yoksa insanların bu gün ki gibi bir yarışın içerisinde olmayışı mı? Öyle ya neredeyse bütün mahalle bayramlarda birbirine ziyarete gider gelirdi. Kesilen kurbanlar el birliği ile paylaşılır, yemekler, şekerler, oyunlar, şen kahkahalar, büyüklerin küçüklere sevgisi, küçüklerin büyüklere saygısı ne acayip günlermiş meğer. Ciddi söylüyorum bazen acaba ben öyle görmek istediğim için mi öyle geliyordu diye düşünmüyor değilim. Biz bu gün ile kıyaslanmayacak bayramlar yaşadık arkadaşlar.

Bizim çocukluğumuzun bayramları günün ışıkları doğmadan başlardı. Hatta Arife gününden başlardı. Heyecan ve mutluluktan uyku uyuyamazdık büyüklerimizle camiye, bayram namazına gideceğiz aman kaçırmayalım, kıyamayıp bizi götürmemezlik etmesinler diye. Ramazan Bayram namazlarında ve Teravi namazlarında Salavat getirmeyi, Kurban Bayram namazlarında tekbir getirmeyi hala çok ama çok sever ve etkilenerek yaparım. Mutlaka inanç vesilesiyledir içimi kaplayan huşu ancak bana o günleri de çok anımsatır.

Hele ki Allah mekanlarını Cennet eylesin Dedem, Babam, Allah hepsine sağlık versin Dayım, Murat Ağabeyim, yeğenlerim ve ben cümbür cemaat kurban pazarına gitmek bizim için başka bir zevkti. Orada büyükleri izlemek, kurban pazarlığını seyretmek, Dedemin, Babamın, Dayımın kurbanlık koçları kucaklayarak okkalamalarını izlemek ve onlara özenmek başka bir duyguydu. Hele o pazarlık tokalaşması yok mu? Sanki bizimkilerle cambazlar arasında bir müsabaka gibi. Sonrası o mübarek canları alıp evin altındaki ahır olarak kullandığımız küçük depoya getirmek, yemlerini sularını önlerine koymak ve bayram sabahını beklemek. İnanın yazarken yaşıyorum her anını şu an.

Bayram namazı çıkışı gelinebilecek en hızlı sürede kurbanların kesileceği yere gelirdik. Sanki yavaş gitsek geç kalacağız gibi. Tabi maile bir arada kurban kestiğimiz için ve Rahmetli dedemin kimseyi kıramayıp komşuların birkaç kurbanı da bizlerin elinden geçtiği için 7 – 8 Koçun kesim ve temizlenme işi akşamı bulmasın diyeydi bütün acele. Derin bir çukur kazardık hemen. Kendimizi ispat edeceğiz diye mi, bakın biz de adam olduk, büyüdük artık diye mi, keyif aldığımız için mi hatırlamıyorum ama çukur kazma, şişirme, yüzme, işkembe temizleme ve sonralarda boynuz kırma gibi işlemleri biz yapmak için can atardık. Evet itiraf ediyorum ki hemen hepimiz kaçardık işkembe temizlenecek dediklerinde ama bir faydası olmaz, eninde sonunda biz temizlerdik.

Kesimler biter, artık ağzına kadar dolmuş olan büyük çukur dikkatli bir şekilde kapatılır. Takımlar toplanır, bahçedeki küçük, büyük herkesle helalleşilir ve evlere çıkılırdı. Ciddi yorgunluktu aslında ki Rahmetli Dedem de, Babam da eve geldiklerinde önce bir duş alır sonrasında yarım saat, bir saat arası kestirirlerdi. Sonrası Şenlikköy.

Çok yazdım bunu ama olsun yine yazmak istiyor canım ki öğlen yemeği Dedemlerin evinde hep birlikte yenilirdi. Dedemler, Teyzemler, Dayımlar ve biz. Sofrayı gözünüzün önüne getirebiliyor musunuz, çoluk çocuk, torun torba, gelin, damat ve büyükler aynı masada. İlk kesilen kurbanın etleri ile yapılan yemekler, zeytinyağlılar ve mekanı Cennet olsun Rahmetli Anneannemin hala tadını hiçbir yerde bulamadığım o muhteşem baklavası. Yemin ediyorum tüm yemeklerin tadı damağıma geldi. Çok özlemişim demek ki. Yemekten sonra masadan kalkıp salondaki koltuklara geçilir, büyüklerin elleri öpülür, ilk bayramlaşma merasimi burada olur ama bu bayramlaşma sanki bir ön hazırlık gibidir çünkü henüz üzerimize bayramlık kıyafetlerimizi giymemişizdir. Annelerimiz yemek yerken üzerimize sıçratırız diye Dedemlere yemeğe çıkarken bayramlık kıyafetlerimizi giydirmezlerdi. Nasıl tartışırdık sormayın. Tabi biz tartıştığımızı ve kazanabileceğimizi sanırdık ama hiç olmadı. Sonra eve iner, bayramlık kıyafetlerimizi giyer, önce Nur içinde yatsın Rahmetli Babaanneme giderdik. Tam bir Tatar kadını. Yaşı epey ilerlemiş olmasına rağmen yaptığı börek, çörek öttürürdü insanı yemin ediyorum. Biz bütün bunları yiyerek nasıl dombili olmamışız şaşıyorum aslında J

Önce bütün akrabalar tek tek ziyaret edilir ki bu birkaç gün sürerdi. Sonra yakın komşular ve tabi ki bu arada bize ziyarete gelenler. Bir bayram düşünün ki neredeyse bir dakika boş vaktiniz yok. Hatta yine hep yazarım bayramdan sonraki hafta sonu ‘Geçmiş Bayramınız Mübarek Olsun’ ziyaretlerine gidilirdi. Yetiştiremezdik yani. Sıkılmazdık da arkadaş. İki mendil, üç çorap, birkaç kuruş harçlık derken niyet, çatapat, telde mantar patlatmaca (ki mantar tabancası lükstü) kız kaçıran, büyüklerden gizli saklı patlattığımız ama ortalığı gümbürdettiğimiz torpil, mahalleye elindeki tefi çalarak giren ayı oynatıcısının peşinden akar, gün boyu bol bol çikolata, sakız, baklava ve dolma sonrasında akşam yataklarımıza mutlu mesut girerdik. Yatmadan önce Anne Babamızı öper öyle yatardık. Yani sanki ben bu gün çok mutlu oldum teşekkür ederim dercesine. Vay arkadaş ya…

Şimdi hemen her şey suni. Bayram kutlamasından, kurban kesimine kadar ısmarlama ve sipariş işler. Birkaç kelime tek tuşla, yüzlerce binlerce kişiye klişe bayram kutlama mesajları. Samimiyetten uzak toplu siyasi parti ve dernek bayramlaşmaları. Tarafını belli etmek için farklı yerlerde bir araya gelenlerden, bayramların niteliklerine kendi üsluplarınca yaftalar yapıştıranlar. Bir şarkı vardı eskiden, yeniler hatırlamaz, eskilerde belki hatırlarlar. Şöyleydi sözleri ‘Sen bizim evdeki plastik çiçekler gibi güzel görünüyorsun ama hiç kokmuyorsun’

Çok şükür ki ben yazarken yaşadım o günleri yeniden. Yaşadığım için de yazdım. Şanslıyım ki çok şanslıyım bana göre. Güzel insanların, güzel yüreklerin, paylaşımcı, birleştirici yaklaşımları ile büyüdüm. Eskiye özlemim bu yüzden belki de ve bayramlarda bu kadar hüzünlenmem de bundan kaynaklıdır kim bilir? Aslında yazacak daha o kadar çok şey var ki o günlerden ama tadında bırakmakta da fayda var. ‘Boynumun ağrısı geriye dönüp bakmaktan’ diyor şair. Hayat ileriye doğru akıyor. Bizimle ya da bizsiz. Biz çiziyoruz yaşadığımız hayatın tüm çizgilerini ve çizdiklerimizi yaşıyoruz. Aynı şair bir başka şiirinde bu duruma şöyle diyor ‘İnsanlar kendi yollarını kendileri çizer, beğenmezlerse kader derler’

Mutlu Bayramlar diliyorum herkese. Paylaşım, sevgi, hoşgörü, empati, idrak ve birlikte yaşanarak tadının çıkacağı fark edilen bir hayat temenni ediyorum hepimize. Bu bayram aman dikkat. Tehlikeli bir süreçten geçerken bayramı zehir etmeyelim kendimize de birbirimize de.

Bu vesile ile sorumluluk sahibi bütün iyi insanlara Saygılarımı sunuyorum.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Cem ŞAKOĞLU - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kartepe Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kartepe Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kartepe Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kartepe Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.