Reklamı Kapat

Malumatfuruş Toplumların Zavallılığı

“Sanırım dünyanın sonu her şeyin bir şaka olduğunu sanan nüktecilerin yükselen alkışları arasında gelecek.” diyor Søren Kierkegaard. Konuya doğrudan girmek istediğim için böylesi sert bir giriş yaptım. Sinema tarihinin sarsıcı film girişlerini oldum olası sevmişimdir. Er Ryan’ı Kurtarmak ve Dövüş Kulübü filmlerinin sarsıcı girişlerini örnek verebilirim. Spielberg’e bu filmde fazlasıyla insan kolu, bacağı koptuğuna dair gelen eleştiriye verdiği cevap da manidardır. Mealen, “savaş filmi böyle çekilir” minvalinde bir cümle kurmuştur. En gerçekçi savaş filmidir. Onlarca kurşuna göğüs geren ve her şeye rağmen ölmeyen kahramanlara yer yoktur bu filmde. Dövüş Kulübü ise tartışmasız bir şekilde 90’ların son kült filmidir ve adeta avangart bir duruş sergiler. Romandan uyarlama bir filmdir ve gayet başarılı bir roman uyarlamasıdır. Bu romanın meselesinin bizde geç anlaşılmış olmasına da şaşırdığımı söyleyemem. Bu derin film, ortalama seyirci için Brad Pitt’in kaslı vücudundan öteye gidememiştir. Yazarı Chuck Palahniuk romanı yazma fikrini kendi yaşam öyküsüne bağlar. Tatil zamanı bir kavgaya karışmıştır. İş başı yaptığında kimse yüzündeki dehşetengiz değişimi fark etmez, aynen filmdeki anlatıcı Edward Norton’un mesai arkadaşlarının fark etmedikleri gibi. Romanın kıvılcımını insanların bu duyarsızlığı tutuşturmuştur. Filmin, romanın ilk sahnesinden anlarız bizi ilginç bir şeylerin beklediğini. Hayat da aslında böyle değil midir?

Yukarıdaki söylediklerimi yazmamın bir sebebi var elbet. Dünya olarak olağanüstü zamanlardan geçiyoruz. İnsanlık olarak çok zor günler yaşıyoruz. Virüs kaynaklı bir hastalığa karşı neler yapmamız gerektiğini merakla seyrediyor/dinliyor ve hayatımıza uygulamaya çalışıyoruz. En azından böyle yaşamaya çalışan insanlar topluluğun bir üyesiyim. Gel gelelim bana bu yazıyı yazdıran “zihniyete”. Yukarıda örneğini verdiğim iki sinema filminden daha ağır bir manzarayla karşı karşıyayız. Onlar kurmaca birer sanat eseriyken bu gerçek sanatın/hayatın ta kendisi. İşin ucunda ölüm var! “Stop! Bu sahneyi baştan çekiyoruz!” diyemeyeceğimiz bir noktadayız. Bizlere akıl vermesi gerekenlerin sorumsuzlukları, popülerlik hastalığına meftun sözde doktorların malumatfuruşlukları ve bunların dediklerine harfiyen tapan sosyal medyadaki insanlar: Halk. Toplumların sanallaştığı bu çağda sosyal medya demek, eski tabiriyle “halk” demek. Bilgiye ulaşmanın görece kolaylaştığı bu çağda bilginin sorgulanabilirliğinden bî-haber insanlarla kurulu bir ağdan bahsediyorum. Adına “fun/takipçi/hayran” dedikleri seküler müritlerini manipüle edenlerin mürşit sayıldığı bir dijital ağdan söz ediyorum. 

Televizyonun eski popülerliğini kaybettiği bu dönemde medya yöneticileri, seyredilme oranlarını artırma adına “marjinal” tipleri ekranlara çıkartmayı uygun gördüler! Salgın hastalığın kol gezdiği bir dünyada insanların hâlâ esprili ve gayri ciddi yaklaşımlarını gördükçe hayret ediyorum. Üstelik bu yorumları sözüm ona uzman doktorlardan duyunca hayretim katlanıyor. Mikrofon uzatılınca kendini tutamama hastalığı! Çağın en bulaşıcı hastalığı! Akrabanız yahut arkadaşınız olan bir doktora- cildiyeci olsun- kalbinizle ilgili bir sorunu anlatmaya başladığınızda hemen bir kardiyoloğa gitmenizi salık verir. Doğrusu da budur. Kendilerine şifa bulmak üzere gelen hastaların İnternet üzerinden hastalıkları araştırmalarına haklı olarak karşı çıkarlar. Televizyondaki, sosyal medyadaki bu sözde hekimler, nasıl göründüklerinin farkındalar mı? Ne tür bir sorumluluğun altına imza attıklarını biliyorlar mı? Mesele dünyanın sağlığı olduğunda enfeksiyon hastalıkları uzmanları dışında konuşan bu lafazanlara ne demeli?  Özdemir Asaf’ın “Bakı” şiiri yetişiyor imdadıma:

                                   “Kendi bahçesinde dal olamayanın biri

                                     Girmiş bahçeme ağaçlık taslıyor.”

Konuşanların çoğunun laboratuvar çalışması dahi yok. Uzmanlıkları enfeksiyon hastalıkları değil! Kendi alanlarında da bir çığır açtıkları yok! Alanlarında bir tedavi yöntemi bulmuş değiller! Edirne’den sonraki tıp dünyasında esamesi okunmaz! Bu kadar olumsuzlukla donanmış insanların sizce konuşmaya hakkı var mı? Bilimin haysiyetini ayaklar altına alan bu şaklabanlara en güzel cevabı tarih verecektir. İşini layıkıyla yapan bilim insanlarına da en içten şükranlarımı sunuyorum.

Ortada çok sahici bir salgın hastalık var. Bir salgın hastalığın olması gerektiği kadar sahici ve endişe verici. Olağan olmayan bir durumda olağan davranmamızı söyleyen tüm cahillere en güzel cevabı Kierkegaard vermiş zaten:

                        “Sanırım dünyanın sonu her şeyin bir şaka olduğunu sanan nüktecilerin yükselen alkışları arasında gelecek.”

 

           

 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Oğuz Şenses - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kartepe Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kartepe Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kartepe Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kartepe Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

Cengizhan - Konunun özüne değinilmiş hülasa herkesin okuması gereken bir yazı

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 16 Mart 13:32