Reklamı Kapat

İster inanın ister inanmayın

Herkese keyifli huzurlu bir gün dileyerek başlayalım bu gün ki yazımıza. Neye inanırsa insanoğlu onu yaşıyor. Toplumun çoğunluğunun ruhunda tembellik ve bencillik var iken bir anlamda işine ne geliyorsa onu anlayıp gerisine de pek takılmıyor. Onun içindir hemen her işimizi Allah’a havale etme çabalarımız. Birisi bizi bir şeye inandırdıysa doğrusunu yanlışını araştırmadan, altında ne var, arkasında kim var, ucu nereye dayanıyor bakmadan bodoslama atlarız mevzunun üzerine. Üstüne üstlük mevzuyu ortaya atandan çok daha fanatik bir şekildi savunuruz bu durumu.

Oysa Allah akıl vermiş kullarına. Kitap vermiş ve o kitabın birçok yerinde de ‘Ola ki düşünürsünüz’, ‘Hiç mi düşünmezsiniz?’ demiş. Dahası aynı kitabın ilk ayetinde ‘OKU’ demiş. Şayet bunların tesadüfen yazılmış şeyler olduğuna inanıyorsanız söyleyecek bir sözüm yok. Ancak bunu okurken bile ‘Ne diyor bu herif yahu?’ gibi sert bir tepki veriyorsanız o zaman kendinizle çelişiyorsunuz. Çünkü Kur’an ve onu bize yollayan Allah ‘OKU’ diyor. Hatta kelime kökenlerine falan indiğinizde direkt olarak ‘OKU’ değil de, ‘İdrak et’ gibi bir durum çıkıyor. Peki siz ne kadar okuyorsunuz? Önünüze çıkan şeyleri ne kadar araştırıyorsunuz? Siyaseti, siyasetçiyi, ticareti, taciri, dostu, arkadaşı, inançlarınızı ve hatta dininizi ne kadar araştırıyorsunuz? Öyle ya bunu birkaç defadır yazıyorum ama Wikileaks belgelerinde Mossad’ın ‘Dünya üzerindeki 70 küsur tarikatı biz kurduk ve biz besliyoruz’ itirafı net bir şekilde ifşa edildi. Peki bunlar hangileri ve bizim dinimize ve inancımıza neler yaptılar hiç araştırdın mı? Çoğunluk için cevap ‘Hayır’ E o zaman Yaratıcının senden istediği ilk şeye karşı çıkmış ya da en azından uymamış olmuyor musun?

Hani son peygamber Hz. Muhammet Mustafa (S.A.V.) döneminde müşriklere Müslümanlığı anlatmaya başladığı zaman ‘Biz atalarımızın dininden dönmeyiz’ diyenlerden ne farkımız kalıyor. Siz Kur’an-ı Kerim’i 1400 sene öncesinin kitabı olarak görüyor ve o zamanı anlatıyor zannediyorsanız çok yanılıyorsunuz. Boşuna her dönemin kitabı diye söylenmiyor. Çünkü biz bu gün aynı Peygamber geri gelse ve bize gerçek İslamı, Müslümanlığı anlatmaya kalksa, kafaların içerisinde birilerinden duyarak biriktirdiklerimizle taşlarız mübareği sümme haşa. Hadislerde yaptığını iddia ettiğimiz şeyleri ‘Ben bunları yapmadım da, söylemedim de’ dese, ‘Sen bilmiyorsun’ deriz. İyi ihtimalle ‘Sen o değilsin’ deriz. Çünkü birileri bize din adına, inanç adına başka bir şeyler dayattı. Biz de yalamadan yuttuk.

Konu aslında artık uzun uzun konuşulması ve tartışılması gereken bir konu ama bir tarafımız bunları konuşmaktan her nedense korkuyor, bir tarafımız bildiğimiz halde niyeyse anlatamıyor, bir tarafımız Allah’tan korkmuyor ama onun yarattıklarından tepki almaktan korkuyor. Soru şu, Allah’tan başkasından korkmak ne ki? Şimdi desem ki herkes Allah’ı bir tarafa bırakıyor kendi menfaati doğrultusunda olana yöneliyor, Allah’ın söylediğine değil de, bir adamın, bir siyasetçinin, bir cemaat liderinin ya da bir hocanın söylediğine inanıyor. Yine söylüyorum ki üstüne üstlük o kişinin söylediğini kendi sözünden daha fanatikçe savunuyor. Peki nasıl olacak o zaman bu işler.

Her şey kitapta yazıyor denilen şeyleri acaba yalnızca asırlar önce yazılmış mealleri kopyala yapıştır mantığı ile günümüze taşınan kitapta mı arıyoruz yoksa her döneme damga vurduğunu bildiğimiz kitabın aynı zamanda bir bilim kitabı olduğu fark ederek manalarını iyice açarak mı anlamaya çalışıyoruz. Oysaki birçok mealde ayetin içinde geçtiği iddia edilen kelimeler o ayetin içerisinde bile yok. Benzetme usulüyle kolaycılığa kaçılıyor. Ya da öyle düşünmemiz istendiği için öyle yazdırılıyor. Bir örnek olsun diye bahsetmek istiyorum ki Kehf Suresinde Zülkarneyn bahsinde Zülkarneyn’in bir kavime rastladığı ve o kavmin Zülkarneyn’den kendileri ile Yecüc – Mecücün arasını ayırmak için bir set yapmasını istiyorlar. Yine devamında Zülkarneyn de bu kavimden demir getirmelerini, onu körüklemelerini yani ateş yakıp demiri eritmelerini istiyor ve sonrasında da ‘Bana bakır getirin onu demirin üzerine dökeyim ve sizin Yecüc ve Mecücle aranızı ayıracak bir set yapayım dediği yazılıyor meallerde. Şimdi biraz fizik bilen birisi demirin eriyik hale gelmesinin 1538 derece olduğunu bilir. Bunu bilen aynı zamanda bakırın eriyik hale gelmesinin de 1085 derece olduğunu da bilir. E peki o zaman soru şu, 1538 derecede erimiş bir demir madeninin üzerine 1085 derecede eriyen bir başka madeni döktüğünüzde ne olur? Arada yaklaşık 450 – 500 derece sıcaklık farkı var. Ortada bakır makır kalmaz, buhar olup uçar gider. Peki o zaman burada bize sakın başka bir şey anlatılıyor olmasın.

Tabi konular gerçek anlamda çok derin ve üzerinde oturup uzun uzadıya konuşulması gereken konular ama bu bahse girdiğiniz vakit önce Yecüc ve Mecüc diye bize anlatılan şeylerin ne olduğunu, bize anlatılanlar gibi olup olmadığını da araştırmak lazım. Bir kere daha hatırlatmak isterim ki bu sadece bir konu ile ilgili canlı bir örnek. Kur’an-ı Kerim’de bize anlatılmaya çalışılanlar ile bize meal olarak anlatılanlar arasında inanın dağlar kadar fark var.

Kainat yaratıldığından bu yana geçen süreyi düşündüğümüzde mantık yürütebilenler için başka bir soru daha çıkıyor karşımıza. Biz mi çok akıllıyız, yoksa bizden öncekiler mi çok aptaldılar. Öyle ya insanoğlu elektriği bulduğu andan yaklaşık 100-150 yıl sonra teknolojide zirveye ulaşıyor. Peki bizim dönemimize kadar bu elektriği kimse bulamadı da bize mi denk geldi acaba yoksa bizden önce çok daha modern toplumlar vardı da, Kur’an-ı Kerim’de geçen ‘Sizden önce nice nesilleri helak ettik’ bahsinde geçen onlar mı? Ve Kur’an-ı Kerim acaba bize önümüzdeki dönemde karşımıza çıkacak bir takım şeyleri mi anlatmaya çalışıyor?

Arkeologlar yer altında yaptıkları kazılarda sürekli insanlık tarihinin en eski dedikleri kalıntılarını egale ederek daha eskiyi bulabiliyorlar. Karbon 14 testleri ile bulgular üzerinde yapılan tarih incelemelerinde karşımıza akıllara zarar şeyler çıkıyor. Urfa’daki Göbekli Tepe de bunlardan birisi. Ve o Göbekli Tepenin altında daha birkaç tane daha Göbekli Tepe olduğu iddia ediliyor. Acaba biz tapınak, din, inançlar falan araştırırken, o dönemin insanları bize taşlarla bir mesaj mı bırakmaya çalışmışlar? Bunun bir araştırılması lazım. Mayaların takviminde belirttikleri 2012 yılındaki kıyametten bahsediyordu herkes ve diyorlardı ki ‘Tek kurtuluş yeri İzmir’in Şirince ilçesi’ O sene çok insan buna inanarak Şirince’ye gitti. Aslında ortada bir yalan yoktu ancak eksik vardı. İki yönlü bakarsak bunun bir kıyamet olması düşünülemez. Çünkü kıyamet olduğunda yeryüzünde yaşayan tek bir canlı dahi kalmayacak. Big Bang ile başlayan süreç Big Crunch ile sona erecek yani Türkçesi büyük patlama ile yaratılan evren, büyük kapanış, büyük çöküş ile sona erecek. E o zaman Mayalar bize başka bir şey anlatmaya çalışmış değiller mi? Peki Mayaların anlatmaya çalıştığı şeyi sizce Kur’an-ı Kerim bize anlatmamış mıdır?

Bunlarla ilgili sayfalarca yazabilirim ama yazının başında da dediğim gibi insanoğlu neye inanırsa öyle yaşıyor. Kolaycılık yapıyor, araştırmıyor, incelemiyor, peşine düşmüyor ve kadercilik yapıyor. Üstüne üstelik bunu ‘Kader gayrete aşıktır’ diye söyleye söyleye yapıyor. Ben ne anlatırsam anlatayım, yazdığım ya da anlattığım şey karşımdakinin, okuyucunun anladığı kadardır. Ya da anlamak istediği kadar. Siz ister inanırsınız, ister inanmazsınız. Yine de ben vazifemi yapmaya çalışıyorum. Kim bilir belki bir kişi de olsa okuduklarından etkilenip araştırmaya başlar ve bilirim ki bir kelebeğin kanat çırpmaya başlaması ile dünyada fırtınalar kopabilir. Herkese idrak zenginliği diliyorum.

Bu vesile ile sorumluluk sahibi bütün iyi insanlara Saygılarımı sunuyorum.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Cem ŞAKOĞLU - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kartepe Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kartepe Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kartepe Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kartepe Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.