Kitaplar...

Değerli dostlar! “ Kitaplar zaman okyanusu üzerine kurulmuş deniz fenerleri” ne benzerler. Deniz fenerleri nasıl gemiler için enginlerin yol göstericileri ise kitaplar da akıp giden zaman içinde insanlara bilgi yolunu gösterirler.

Karanlık gecelerde ucu bucağı görünmeyen fırtınalı denizlerde yüzlerce gemi, bir burundan deniz fenerini görünce kıyıya bindirmediğini ya da kıyıya çarpmadığını, güven içerisinde yolculuğunu sürdürdüğünü anlar ve çok sevinir; Çünkü deniz fenerleri onlara ışık tutmuş, gideceği doğru yolu göstermiştir.

Kitaplar da aynen insanlar için deniz feneri gibidir şu ayırımla ki, onlar akıl ve bilim yolunu gösterirler, bilgisiz karanlığa ışık tutarlar. Çünkü kitaplar dagörebilen, anlayabilen akıllı insanlar tarafından bütün insanlık için yazılmış, deniz fenerleri gibi, birer aydınlatıcı ve yol göstericidirler.

Onun için değil midir ki en gerçek, en büyükyardımcılarımız, yol göstericilerimiz hep kitaplar olmuştur.

Söyleyen ne güzel söylemiş: “ Kitaplar zaman okyanusu üzerine kurulmuş deniz fenerleridir”

Yeryüzünde hiçbir dost insana kitaptan daha yakın değildir. Neden acaba?

Kitabın dostluğu ile insanın dostluğunu karşılaştırdığımızda, durum daha açık anlaşılacaktır. Her insanla dostluk kuramayız, istediğimiz zaman dostumuzu yanı başımızda bulamayız, bize dost olarak görünenlerden zarar da görebiliriz. Sonra dostlarımızın sırlarımızı saklayabilecekleri de şüphelidir. Bize her daim bilgi yardımı yapabilecek insan bulmak da çok zordur. Kitabın dostluğu ise bu saydıklarımızın tam karşıtları, zıddıdır.

Kitaplar bize çıkarsız, karşılık beklemeden dost olurlar. İstediğimiz zaman hemen yanımızda olurlar, işleri bitince “Bana izin verin” deyip de kalkıp gitmezler, sırlarımızı saklamasını bilirler.

Uzun lafın kısası uzatmaya gerek yok, kitaplar insana insanlardan çok daha yakın birer gerçek dostturlar.

Kitaplar bahçelerimizde açan güller gibidir, böyle bir bahçeye girince içimizin ferahladığını hisseder, anlamını kavrayamadığımız bir mutluluğa ulaşırız.

Ancak bir de düşünce çiçekleriyle dopdolu bir bahçe daha vardır ki, orada insanın benliği öğrenme isteği ile dolar. İşte bu bahçe kitaplığımız, çiçekleri de kitaplarımızdır. Bu çiçekler öyle özeldirler ki koparılmazlar, yok edilmezler, her daim saklanır ve muhafaza edilirler.

Değerli dostlar ilk emri” OKU” olan ve hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu diyen bir dinin mensubuyuz elhamdülillah.

Ancak dinimizin ilme, eğitime ve öğrenmeye verdiği önemin manasına uygun olarak günümüz dünyasındaki gelişmeler karşısında ayak uyduramamış olmamızdan dolayı bilim ve teknikteki geri kalmışlığımızın en önemli sebebidir yüce kitabımızın yukarıdaki buyruklarını göz ardı etmemiz.

“İlim Çin de de olsa gidip alınız” diyen Peygamberin ümmetiyiz elhamdülillah.

Ancak ne kadar bu tavsiyeye uyarak ilmi araştırmalarımızı yapmaktayız acaba?

“Bana bir harf öğretenin kölesi olurum” diyen Hz. Alinin aşıklarıyız elhamdülillah.

Ancak ilim öğrenmek için ne kadar çaba sarf ediyoruz, ne kadar araştırma yapıyoruz, en önemlisi de ne kadar okuyoruz, hangi ilim erbabının rahle-i tedrisatında diz çürütüyoruz?

Evet sevgili dostlar! Okuma yazma ile ilgili bazı istatistikleri sizlerle paylaşmak isterim.

Türkiye de TÜİK verilerine göre 2018 yılında altı yaş ve üzeri okuma yazma oranı yüzde 96.74 e çıkmıştır. Bu oranlar 1945 te yüzde 30- 1960 ta yüzde 40- 2000 yılında ise yüzde 88 idi.

1928 de bu oran yüzde 20 idi. Bunu nereden çıkardın diyenlere, harf inkılabının başlangıcı olarak Atatürk’ ün saray burnundaki nutkunda “ Türkiye’nin yüzde 80 i okuma yazma bilmiyor” undan çıkardım. Oysa Orhan Bursalıya göre bu oran 1927 de Erkeklerde yüzde 8.61, kadınlarda ise 3.67 dir. Yani ortalama yüzde 5 veya  6 Ey Bursalı siz harf devrimini gerçekleştiren Atatürk’ ten daha mı iyi biliyorsunuz bu işi, el insaf bu kadar da Osmanlı’ ya düşman olmayınız.

Burada bir tespitimi de sizlerle paylaşmak isterim. Dünyada günlük kitap okuma oranları ile ilgili istatistiklere baktığımızda günde 7 dakika kitap okuduğumuzu görüyoruz. Avrupa ülkelerine baktığımızda durum bizimkinden farklı görünmüyor. Mesela Almanya- Lüksenburk 7 dakika- Fransa 2 dakika – Polonya 10 dakika- Yunanistan 9 dakika dır.

Bu da gösteriyor ki insanlarda kitap okuma alışkanlığı istenilen seviyelerde değil.

Gelin sevgili dostlar hiç olmazsa ayda bir kitap, günde bir ulusal ve bir yerel gazete okuyalım. Dünyada, ülkemizde ve yöremizde neler olup bittiğini öğrenelim. Köşe yazıları ve çeşitli yorumları da takip ederek doğru habere ulaşmaya çalışalım. Sadece televizyonlardan haber izlemek ve açık oturumları takip etmekle bu işler olmuyor. Üzülerek buradan şunu da belirtmek isterim ki maalesef televizyonların büyük bir çoğunluğu reyting uğruna ekranlara çıkardıkları anlı şanlı insanlarla halkımızın boş yere vaktini çalıyorlar.

Bir çok eski Türk filmlerinde izlediğimiz bir sahne vardır, genç kızlar başlarının üzerine kitap koyarak onu düşürmeden dik yürüme egzersizleri yaparlardı. Ne olur kitapları aksesuar olarak değil içerisindeki bilgilerden istifade edecek hazineler olarak görelim.

GÜNÜMÜZDE EN ÇOK İHTİYACIMIZ OLAN ANCAK ÇOĞUMUZUN VAKTİMİZ YOK DİYEREK İHMAL ETTİĞİMİZ BİR FAALİYETTİR OKUMAK. OYSA BÜTÜN ÖNEMLİ MEVKİLERE GELMİŞ İNSANLARIN EN ÖNEMLİ ÖZELLİKLERİNDEN BİRİSİDİR OKUMAK.

KİTAPLARDAN DEĞİL, KİTAPSIZLIKTAN KORKMALIYIZ.

Hoşça kalın sevgili dostlar ve daima dost kalanlar.

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Orhan ARIKAN - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kartepe Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kartepe Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.