Kartepe’nin el frenleri

Herkese iyi haftalar dileyerek başlayalım yazımıza. Huzurlu, bereketli, mutlu bir hafta olsun hepimiz için İnşallah. Geçtiğimiz hafta sonu itibariyle hava sıcaklıkları normale dönmeye başladı. Ancak biz insanoğlu değişime hızlı ayak uyduruyor olsak bile normal dışı sıcaklıklara fena alışmışız. Aşağılara yağmur, yukarılara kar yağmaya başlayınca ve hava kendisini karartınca biz de biraz karardık açıkçası. Tabi ki buna da kısa bir süre içerisinde alışıp normale döneceğiz.

Biraz Kartepe’yi konuşalım mı hep birlikte. Öncelikle şunu belirtmek isterim ki burada yaşamaktan kendi adıma son derece mutluyum. Ancak mutlu olmam burada olması gereken ama olmayanları kabullenmem anlamını asla taşımaz. Ben çevremde yaşananlara biraz daha geniş açıdan bakmaya çabalıyorum. Daha iyi koşullar ve yaşam şartları nasıl oluşturulabilir, insanlar yaşadıkları yerleri, esnaflar ticaret yaptıkları bölgeleri, buralara gelen turistler de doğayı ve tesisleri daha efektif nasıl kullanabilirler derdindeyim. Ancak konulara biraz dışına çıkıp bakınca Kartepe sanki el freni çekilmiş bir yarış otomobili gibi duruyoruz bana göre.

Bakın bizim ilçemizde, bizim bölgemizde bu gün birçok ilde olmayan imkânlar var. Allah bunları öyle her yere nasip etmez. Doğası, turizmi, sanayisi, denizi, gölü, dağları tekmili bir yere toplanmış. Verene şükürler olsun. Kimi zaman kızarız siyasetçilere ama hemen her siyasetçi kentteki, ilçedeki bu oluşumlardan birisinin altına imzasını atmış. Kimisi askeri hava alanının sivilleşmesi için uğraşmış, kimisi eski adıyla Keltepe’nin turizme açılması için çalışmış, kimisi bölgedeki sanayileşme ile ilgili çaba harcamış ve bir şeyler yapmışlar. Ancak yine söylüyorum ki durum biraz tuhaf duruyor bu gün. Çünkü o uğraşları verip kent insanının istediğini alanlar sanki aldıkları ile kalmışlar.

Kartepe sınırları içerisindeki durumu şöyle bir ele alalım. Elimizde askeri hava alanından devşirme de olsa bir hava limanımız var. Bir yanımız İstanbul, bir yanımız Adapazarı, Düzce, Bolu vs. Uçmak için ciddi bir potansiyel var yani. İstanbul’a yoğunluktan inemeyen uçaklar sıra kendilerine gelinceye kadar havalarda dolaşırken, bizim havalimanımız maalesef tüm çabalara rağmen işletilemiyor. Millet şehrine havalimanı yaptırabilmek için kendisini yırtarken, biz elimizin altındakini kullanamıyoruz. Kentimin insanları, Adapazarı, Düzce, Bolu ve civar illerdeki insanlar uçmak için iyi ihtimalle Sabiha Gökçen Havalimanına gitmek durumunda kalıyorlar. Bizim Cengiz Topel Havalimanından ise lütfen arada bir Trabzon’a o da sanıyorum aktarmalı uçak kalkıyor. Oysa bu biraz da istemekle alakalı bir durum. Bakın ben Cengiz Topel Hava Limanından yurt dışına ilk uçuşa katılma şansını yakalayan bir insanım. Bölgemizde ikamet eden, bölgemizin insanı olan Tandoğan kardeşlerin firması ‘Fuat Turizm’ tek başına buradan birkaç kez yurt dışına uçak kaldırdı. Yolcularını buldu, uçağını doldurdu ve hem de Türk Hava Yolları ile insanları kutsal topraklara uçurdu. Bunu şayet yerel bir firma kendi başına riskler alarak başarabiliyorsa demek ki bu iş üzerinde biraz çalışılırsa yapılabilir. Fakat hemen herkes bu işle ilgili bin tane bahane üretiyor. Yok pistler yeterli değilmiş, yok maliyetler kurtarmıyormuş, yok teknik eksiklikler varmış gibi bir dolu yolumuza taş koyacak şeyler koyuyorlar önümüze. E bu pist bu kardeşlerimiz THY uçağını kaldırırken nasıl yetti? Teknik eksikleri bu insanlar kendileri mi karşıladı? Bana sorarsanız istemek önemli. Tabi ki bir de bu işin planlama yönü var. Sizin planlarınız içerisinde Kocaeli Cengiz Topel Hava Limanını aktif bir hava limanı yapmak varsa önünüzde hiçbir engel duramaz. Ancak Cengiz Topel Hava Limanını aktif hale getirmek başka planlarınızın önüne ket vuruyorsa onu bilemem. Ben kendi havalimanımdan uçak kaldıramayacağım ama hizmet olsun diye Sabiha Gökçen Hava Limanına otobüs kaldıracağım. Şaka gibi bir durum.

Bu acayipliklerle ilgili bir başka konu da turizm. Yıllar yılı Bursa milletvekillerinin direnmesi ile Keltepe’yi bir türlü turizme açamamıştık. Sonrasında kentteki sivil toplum kuruluşları da dahil olmak üzere o dönemin siyasetçileri ile ciddi baskılar uygulandı Ankara’ya. Yüzbinlerce imza toplandı mesela ki ben de o imza toplayanlardan bir tanesiydim. Kentte yaşayan insanların büyük bir çoğunluğu kentin zirvesinin kayak turizmine açılması için uğraş verdi. Bu uğraş Ankara’da da karşılığını buldu ve eski adı Keltepe olan Kartepe’mizin zirvesine turizm tesisleri yapılması için izin çıktı. Çıktı çıkmasına da rekabetsiz bir ortamda ve ben ne dersem o olur mantığında kendini geliştirmeyen, zamanında yaptığı anlaşmalar ile tekliğinin keyfini süren güdük bir yapı ile çıktı. Kartepe’nin zirvesine yapılabilecek daha birçok pist ve otel alanı var iken yani daha çok turist ve rekabetin getireceği daha kaliteli hizmet sunulabilecek iken koca Kartepe bu tekliğe mahkûm oldu. İşin trajikomik tarafı ise bir Allah’ın kulunun bu durumu düzeltmek için girişimde bulunmaması. Evet herkes konuşuyor, evet herkesin itirazı var, evet herkes yaşanan bu durumdan şikayetçi ama yapılan ya da yapılabilen hiçbir şey yok. Bu durumu izah edecek tek bir koşul var ki o da sanıyorum bu işletmenin sahibi iktidar partisinin koruması altında ve nasıl olsa bana kimse dokunamaz bakış açısıyla hareket ediyor. Oysaki kendisine ve işletmesine güvenen birisi bölgeye yeni yatırımlar, yeni oteller, yeni pistler yapılmasına asla soğuk bakmaz. Rekabet kaliteyi getireceği gibi hareket de bereketi oluşturur. Ama demek ki bizim bölgemizin siyasetçilerinin gücü bu işletmemizin sahibine yetmiyor. Durum böyle ise şayet ve böyle bir kabullenme söz konusuysa zaten konuşacak bir durum yok demektir. Ki fotoğraf da zaten bunu gösteriyor.

Bu vesile ile sorumluluk sahibi bütün iyi insanlara Saygılarımı sunuyorum.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Cem ŞAKOĞLU - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kartepe Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kartepe Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.