Makam ve Mevki Hastalığı!

Sevgili dostlar! Makam ve mevkilerin gelip geçici, kalıcı olanın ise arkada hoş bir seda bırakmak olduğu gerçeğini kesinlikle unutmamalıyız.

İnsanın makam, mevki ve unvan ile sınanması hayat boyu karşılaşacağı imtihanların başında gelmektedir.

Makam hırsı öyle nemenem bir hastalıktır ’ki, hırs, tamahkarlık, büyüklenmek, kin ve nefret insan bünyesinde yer eden sinsi bir hastalıktan başka bir şey değildir.

Daha lüks bir hayat yaşamak, daha şık giyinmek, daha güzel yerlerde yiyip içmek, birçok kişinin ulaşamayacağı ortamlarda bulunmak, lüks yerlerde ikamet etmek, özel olmaya özen göster” dedirtmek, işte makam hırsı ve hastalığının belli başlı alametleri bunlardır. İşte bu saydığımız hasletler insanlara bulunduğu makam ve görevlerini cazip gösterir.

Karşı tarafa, “bu şahıs ne alim bir kişi, ne kabiliyetli bir şahsiyet, ne dindar bir insan, ne güzel bir hatip, ne iş bitirici bir kişilik sahibi, ne bilgili bir şahsiyet” dedirtmek dahil bu gibi birçok sayılabilecek haslet ve davranışlar hepsi birer hastalıktır.

İnsanoğlu fıtratı gereği hem maddi hem de manevi alanlarda doyumsuz bir varlıktır. Bu nedenle kendisini daima olduğundan daha fazla göstermek ister, bu da hastalığın bir diğer versiyonudur. Olayları bu gözle değerlendirirsek insanoğlu bulunduğu makamı, çalıştığı mekanı, yaptığı işi hep daha yüksekte görmek ister. Daima kendinden yüksektekilere bakarak neden oralara ulaşamadığı konusunda hiçbir zaman öz eleştiri yapmadan hakkı olmayan makamlara ulaşmak için çeşitli entrikalara baş vurarak bu hastalığını daha ileri seviyelere taşır. Hiçbir zaman bu benim hakkım değil demez hep hakkı olmayanı elde etmek için mücadele eder. Hiçbir zaman kendinden aşağıdakilerin halini görüp’ te kendi elindekilerin kıymetini bilip şükretmez.

İnsanoğlu bulunduğu yeri tamamen sahiplenip, mülkiyet hissi ile mevki ve makamları kendi uhdesine alıp kendi malı ve hakkı gibi görürse Allah’ın malikiyet hukukuna aykırı hareket etmiş olur.

Gerçekten herhangi bir mevki ve makama sahip olmak istiyorsak “ Allah katında sizin en üstün olanınız, takvada en ileri olanınızdır” hükmünü kendimize düstur edinip, Allah katında bir mevki ve makam edinmenin yollarını arayalım’ ki, böylece hem kendimize hem de dinimize zarar vermemiş olalım. Allah Resul-ü ( sav ) nün “ Mala ve mevki’ ye düşkün bir kişinin dinine verdiği zarar, bir koyun sürüsünün içine salıverilmiş iki aç kurdun o sürüye verdiği zarardan az değildir” sözünü de hiçbir zaman unutmayalım.

Makamlar, oturdukları koltukları hak etmeyenler için bir kibir, çıkar ve zulüm aracına dönüşür. Mevla’m bu duruma düşmekten tüm dostlarımızı korusun.

Makam ve mevkilerin bazı insanları nasıl değiştirdiğine zaman zaman şahit olmaktayız.

Dün mütevazi bir yaşam sürerken bugün belli yerlere gelmiş veya getirilmiş kişilere yani makam ve mevki sahiplerine baktığımızda korkunç manzara ile karşılaşmaktayız.

Geldiği yeri ve oradaki dostlarını, arkadaşlarını, komşularını, gönüldaşlarını, hatta bir çoğu ailesini orada bırakıp başka bir alemde yaşar olmuşlar.

Mevki, makam ve devlet imkanlarını hakk’ın rızası ve halkın istikbali ve menfaati yerine kendi çıkarları ve hakkı olmayan geleceklerini elde etmek için kullandıklarına şahit olmaktayız.

Bulundukları mevkilere gelmek için yaptıkları düzenbazlıkları ve çevirdikleri entrikaları, girdikleri kul haklarını mazur göstererek kendilerini aklamaya çalışırlar, ancak bu çabaları onların ne kul ne de Allah indinde aklanmalarına yetmez.

Hak etmediğiniz şekilde oturduğunuz koltuklar bir gün gelir hak ettiğiniz şekilde altınızdan çekilirler.

Bir insanın içine baş olmak, emir vermek sevdası düşerse önce ibadeti, sonra ihlası zarar görür, mevki ve makamları yükseldikçe yavaş yavaş ben, ben demeye başlar ve ne ibadet kalır ne de ihlas demiş bir büyüğümüz.

Firavun da sırf makam korkusu yüzünden iman etmemiş midir?

Emir vermek, baş olmak, haksız yere mevki makam sahibi olmak, kimin kalbine düşerse vay onun haline.

Haksız yere kayırmacılık ve diğer nedenlerle ehliyet ve liyakate dikkat etmeden hakkı olmayan mevki ve makamlara insanları yerleştirmek te bir kul hakkıdır.

Ez cümle hiçbir zaman makam ve mevki sahibi olduk diye kibirli olmayalım. Buraların bir hizmet yeri olduğunu, hizmeti temsil ettiğimiz toplumun yararına ve Yaradan’ın rızasına uygun yapmaya çalışalım.

Hayatımızı edep ile taçlandıralım ve her işimizin başı edep, ortası edep, sonu edep olsun.

Mevla’m bizi yönetenleri ve neslimizi edepli olanlardan eylesin sevgili dostlar ve daima dost kalanlar.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Orhan ARIKAN - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kartepe Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kartepe Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.