Kim üzerine alınırsa..

Bu gün biraz ortaya karışık yazacağım. Üzerine alınacak olan her kim varsa şimdiden hayırlı uğurlu olsun.

Kartepe şahsına münhasır bir yer. İlçemiz de öyle, içinde yaşayan insanlarımız da. Yazdığınız zaman neden yazıyorsun diye dert olur, yazmadığınız zaman neden yazmıyorsun diye başka dert. Biz de elbette adamın açığını, yanlışını, kuralsızlığını, arsızlığını, hırsızlığını, yolsuzluğunu yazıp konuların muhataplarından ‘Helal olsun tam da beni anlatmışsın. Kalemine sağlık’ diye bir teşekkür beklemiyoruz. Ancak adamı şikâyet edenin şikâyet ettiği kişinin yanında bizi eleştirir mahiyette konuşması da enteresan geliyor. Bize enteresan geliyor ama sanıyorum bu duruma alışık olan da çok bizim sınırlarımız içerisinde.

Bir İSU fotoğrafı

Dün gazetemizde çıkan bir haberde Kartepe Belediye Başkanımız Mustafa Kocaman’ın İSU ziyareti ile ilgili birkaç fotoğrafı görünce şaşkınlık içinde dönüp dönüp birkaç kez baktım fotoğraflara. Hani derler ya tekrar tekrar baktım diye, inanın tekrar tekrar baktım. Dört kişilik bir fotoğraf karesi vardı en çok dikkatimi çeken. Geçmişe gittim, bu güne geldim, eskiye dair hafızamı tazelemeye çalıştım ki fotoğraftaki kişilere dair gözümün önüne ve kulaklarıma bir sürü şey geldi gitti. Kişilerin birbiri hakkındaki konuşmaları, sosyal medya üzerinden düşman belleyip, hedef gösterip yazışmaları, ona buna şikâyet edip arkadan oyun kurmaları sanki birkaç hafta önce yaşanmış gibi gözümün önünden geçip gitti. Ancak aynı karenin içerisinde sanki kurtla kuzu can ciğer kuzu sarması olmuş bir tablo vardı. Sonra sordum kendi kendime ‘Cem Şakoğlu bu fotoğraf sence ne kadar gerçek?’ diye. Şimdi Kartepe’de yaşayıp, bu karedeki herkesi tanıyan insanlara bu satırlardan bir kere daha soruyorum. Yürekten ve inanarak cevap verirseniz sizce bu fotoğraf ne kadar samimi bir fotoğraf? Yoksa bu karedekilerin birbirleri hakkında söylediklerini, yazdıklarını, konuştuklarını ve yaydıklarını bir tek ben mi duyuyor ve görüyorum? Karar ve yorum sizin!

Zirve otelinin iletişim becerisi

04.09.2019 tarihinde ‘Turizm beldesi mi? Kartepe mi?’ başlıklı bir yazı yazmış, ilçemizde gözlemlediğimiz, bir turizm beldesinde olmaması gereken şeyleri ve bunların yaşandığı yerler ve işletmeler hakkında birkaç tespitte bulunmuştuk. Bu yazı epeyce bir dikkat çekmiş olmalı ve yazıda adı geçen işletmeler yetkililer tarafından uyarılmış olmalı ki, Kartepe Gazetesini benim devir aldığım 5 senelik süreç içerisinde ilk kez ilçemizin zirvedeki 4 yıldızlı ve tek otelinin yetkilileri bizim varlığımızı hatırladı. Sosyal medya sorumlusu olduğunu belirten bir arkadaş gazetemize benim ‘Turizm beldesi mi? Kartepe mi?’ başlıklı yazımı büyük bir üzüntü duyarak okuduklarını ve konu ile ilgili işletme sahiplerinin bizimle görüşmek için randevu talep ettiğine dair bir mail atmıştı. Yazı İşleri Müdürümüz Nilay Merttürk hanımefendi randevu taleplerini karşılamak için kendilerine döndüğünde, işletme sahiplerinin ertesi gün bir otel açılışına katılacağı için birkaç gün sonrasına randevu için bize geri döneceklerini söylemişler. Söylem o söylem. Aradan yaklaşık bir ay kadar bir süre geçti. İlçe turizminde en etkin olması gereken ve öyle olduğuna inandığım zirvenin tek otelinin iletişim ağının ne denli kuvvetli olduğunun kararını size bırakıyorum. İçinde yer aldığı ilçenin tek basın kuruluşu ile bu iletişimi dahi kuramayan bir zirve oteli bizim yazdıklarımızdan neden bu kadar üzülüyor ve alınganlık gösteriyor bir türlü anlayamıyorum.

Suriyeli çocuk işi biraz karışık

Geçtiğimiz hafta Perşembe günü Kartepe’nin Acısu beldesinde hepimizin yüreğini burkan bir vaka yaşandı. 9 yaşındaki Suriyeli bir çocuk söylendiğine göre okulda yaşadığı bir takım olumsuzlukları kaldıramadığından dolayı intihar etti. Öncelikle Allah gani gani Rahmet eylesin. Konu Perşembe günü olur olmaz değil de, Cumartesi günü sosyal medyaya düşünce aldı başını yürüdü. Ben de dahil, ulusal ve uluslararası basın da konuyu kaleme aldı. Ancak bana sorarsanız olayın içerisinde hala son derece karanlık taraflar var. Birincisi 9 yaşında bir çocuk intihar etmeyi ve bunun nasıl yapıldığını hangi ara öğrendi. İkincisi savaşın içerisinden, bombalardan, silahlı çatışmalardan kaçan bir ailenin çocuğu tüm bunları yaşarken psikolojisi bozulmadı, bunları kaldırdı da, öğretmeninin söylediğini mi kaldıramadı? Üçüncüsü 9 yaşındaki bu çocuğun kendisini astığının iddia edildiği Acısu’daki mezarlığın kapısının boyu çocuğun boyu ile neredeyse aynı ve bu çocuk boğulmuş değil de boynu kırılmış bir şekilde bulundu. Yani bu durum fizik kurallarına biraz aykırı duruyor. Dördüncüsü video görüntülerinde çocuğun elinde bir kemer ile mezarlık tarafına gittiği görülüyor ancak o yaşta bir çocuk o kemeri oraya bağlayacak düzeneği nasıl sağladı ve kendisini ne şekilde yere bıraktı. Çünkü bırakın boynu kırılmayı, bunları yazmak bile çok zor ama nefessizlikten çırpınabilecek bir mesafesi bile yoktu. Ki çocuk oturur bir vaziyette bulundu. Günah keçisi ilan edilen öğretmenin okuldaki diğer öğrenciler ve velilerden öğrendiğimiz kadar daha önce böyle vukuatları yok. Öğrenci arkadaşları artık yıllardır Suriyeli çocuklarla zaten aynı okulda okuyorlar ki bu gün böyle bir aşağılamaya neden kalkışsınlar. Çocuk zaten öğretmen ve öğrenciler tarafından sevilen bir öğrenci olduğu için geçen yıl ‘Onur Belgesi’ almış, okulunda ayın öğrencisi seçilmiş. Bütün bunların yanında Acısu halkı gerek siyasi görüşleri vesilesiyle ve gerekse de bu işe bakışlarıyla Suriyeli aileleri asla dışlayacak yapıda insanlar değilken ve tüm bunları üst üste koyunca sanki bu işin eksik parçaları varmış gibi geliyor. Devletin güvenlik birimlerinin bu işi normal bir intihar vakası olarak alacağına kendi adıma ben pek ihtimal vermiyorum. Ben de herkes gibi olayı kendimce takip ediyorum.

Ben bu Zafer Arat’ı tanımıyorum

Eski Derbent Belediye Başkanı, Kartepe Belediyesi eski başkan yardımcısı ve yeni unvanıyla Kartepe A.Ş. Genel Müdürü Zafer Arat’ı bu ilçede tanımayan neredeyse yoktur diye düşünüyorum. Yeni görevine geldiğinde Kartepe Belediyesinin en doğru kararı verdiğine inananlardan birisiydim. Çünkü tanıdığım Zafer Arat düşman olduğu adamla bile yarım saatte yeniden can ciğer olabilecek bir girişkenliğe sahip bir kişilik. Belediyecilik dönemlerinde kurduğu ilişkilerle birçok insanın açamayacağı kapıları açabilecek, konuşamayacağı konuları konuşabilecek, bitirilemeyecek bazı işleri bitirebilecek bir idareci. Aslında bir belediye başkanı için tam tabiriyle elini ateşe sokturmayacak bir maşa. Ancak tüm bunların yanında düne kadar amiyane tabiriyle köyünde oturan ve bu görevin kendisine tebliğ edilmesi ile birlikte belediyeye geri dönen Arat hiç de eski Arat gibi dönmedi. Kendisini iyi tanıdığımı düşündüğüm için söylüyorum ki sanki bu Zafer Arat o makama görev yapıp, ilçesine, beldesine, insanına ve başkanına yardımcı olmak, dış unsurlarla iletişim kurmak, sorun çözmek için değil de, koltukta oturmak için gelmiş gibi bir hava hissediyorum. Çünkü Arat’ı sahada beklediğim kadar göremiyorum. Bunun mutlaka bir sebebi olmalı. Ki bununla ilgili yine kendimce birkaç tahminim var ama bunlar şimdilik sadece tahmin kisvesinde oldukları için yazmıyorum. Sanki birisi ‘Abi git orada otur ve şimdilik sesini çıkartma’ demiş gibi bir hal var. Ya Zafer Arat ya da bu işin kokusu yakında piyasaya çıkar.

Bu günlük benden bu kadar. Yarın yine bu satırlarda buluşmak umuduyla sorumluluk sahibi bütün iyi insanlara Saygılarımı sunuyorum.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Cem ŞAKOĞLU - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kartepe Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kartepe Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.