Reklamı Kapat

Finlandiya notlarım-2

Mevsim sonbahara uyanırken, biz de soğuk ama güzel bir Hammalina sabahına uyanıyoruz.

Bir sabah kahvesi ve ardından yapılan idare eder durumdaki kahvaltı  üzerimizdeki yorgunluğu atmamıza yardımcı oluyor.  

Bir gün önce, Öğretmen Eğitmeni ve Akademisyen Ulla Salomaki’nin, otelin toplantı salonunda verdiği Finlandiya Eğitim Sistemi hakkındaki seminer, bugün ziyaret edeceğimiz okulları, eğitim programlarını, öğretmen ve öğrencileri gözlemleme  ve değerlendirme  sürecimizde bize ışık tutacak.

Finlandiyalıların yürüyüş mesafesinde dedikleri, taksi ile 15 dakikaya geldiğimiz  Karhuryman Paıvakotı okulunun önünde duruyoruz. Yeşillikler içinde, arka bahçesi meyve ağaçlarıyla dolu çok şirin olan bu okul, daha girişte ilgimizi çekiyor.  Kapıda, sonradan birinin okul müdürü olduğunu öğrendiğimiz iki erkek öğretmen karşılıyor bizi samimi, sıcak ve içten.  Ayakkabılarımızı çıkarıp içeriye girdiğimizde buranın okul öncesi eğitim kurumu ve aynı zamanda bir orman okulu olduğunu;  4,5,6,7 yaş grubu çocukların eğitim aldığını; üst katında da bir huzurevi bulunduğunu öğreniyoruz.

Öğrendiğimiz kadarıyla çocuklar, bu okulu, daha çok sabah toplanma yeri olarak kullanıyorlar. İç mekânı çok sade ve gösterişsiz eşyalardan oluşmuş, bazı bölümlere ise öğrenci ve öğretmenlerin eşyaları emanet olarak konulmuş.

Çok küçük bir mutfağa birkaç masa konmuş ve öğrenciler içeride kendilerine sabah kahvaltısı hazırlıyorlar. Finlandiya’da eğitim sisteminin temelini “güven” ve “sorumluluk” oluşturuyor. Dolayısıyla, kahvaltı hazırlamak ya da yapmak öğrencinin sorumluluğunda, öğretmenler karışmıyorlar.

Okulun içinden huzurevine merdivenlerle çıkılıyor. Öğrenciler, ders dışı zamanlarının bir bölümünü huzurevinde yaşlılarla birlikte geçiriyorlar.  Öğlen huzur evinde yaşlı yakınlarıyla yemek yemek ve onlarla sohbet etmek kuşaklar arasında ciddi bir bağ oluşturuyor. Bu uygulama çift taraflı olarak olumlu bir sürecin gelişmesini sağlıyor.  Çocuklar, yaşlıların deneyimlerinden ve sevgilerinden yararlanırken, yaşlılar da kendilerinin unutulmadıklarını, saygı gördüklerini yaşayarak görebiliyorlar. Böylece, hem güven hem de sorumluluk değerleri besleniyor. Finlandiya’da geçmiş ile geleceği sıcacık bir şekilde buluşturmak bir kültür motifi, sorumluluk ve güven değerinin en güçlü yansıması.

Fin Eğitim Sistemine göre öğrenciler, eğitim süreçlerinin yüzde seksenini okul dışında açık alanlarda geçirmek zorundalar.  Eğitim sisteminin yüzde onunu oluşturan orman okulları, velilerin tercihi ile seçiliyor.  Çocuklar, okullarda eğitim alırken çoğunlukla açık alanlarda bulunuyorlar, hatta eksi 5 dereceye kadar öğrenciler okul dışında açık alan eğitimlerini yapmak zorundalar. Planlamanın kapalı alanda yapılabilmesi için hava ısısının eksi 5 dereceden daha soğuk olması gerekiyor.

Öğretmenlerle birlikte okulun arka bahçesine geçiyoruz.  Ahşap,  küçük bir kulübeden bisikletini alan öğrenci sessizce ön bahçeye yöneliyor.  Biz de öğretmenlerle birlikte okulun ön tarafına geçiyoruz.  Gördüğümüz manzara inanılmaz,  tüm öğrenciler, ip gibi sıra olmuş,   düzenli bir şekilde bisikletlerini sağ taraflarına almış öğretmenlerini bekliyorlar. Öğretmenlerinin, “gidiyoruz” komutuyla yine tek sıra halinde yaklaşık beş kilometre yolu bisikletleriyle, hiç sırayı bozmadan tamamlıyorlar.  Trafik kurallarını o kadar içselleştirmişler ki ve tabi ki burada uygulanan trafik kuralları da çocukların bu yolculukta kendilerini güvende hissetmelerini sağlıyor. Bu arada öğretmenler ve çocuklar, bahçe sahipleri tarafından sepetlerle,  geçenlerin alması için yol kenarlarına bırakılan elmalardan alıyorlar. Böylece, çok hoşumuza giden bir gelenekle karşılaşıyoruz.

Ağaçlık bir tepenin yanına geldiğimizde herkes bisikletini yolun kenarına yan yatırıp tepeye tırmanmaya başlıyor. O küçücük çocukların sırtlarında kocaman çantalarıyla tepeye tırmanışlarına, tırmanırken yaprak, böcek, ot ne bulurlarsa incelemelerine ve birbirlerine anlatmalarına hayran kaldım doğrusu. Biz olsaydık, hem çocukları hem de çantalarını kucağımızda taşıyarak tepeyi aşardık.

Bizim için nefes nefese ve çok zorlu bir tırmanıştı. Birbirimizden yardım alarak, el ele tutuşarak tırmandığımız tepenin bir de inişi vardı.  Tepeden manzara müthiş görünüyordu. İki tarafı da ormanlarla kaplı pırıl pırıl bir göl. Bir tarafta çok büyük olmayan düzlük bir alan.  Bu düzlük alanda bolca çocuk oyun araçları; salıncaklar, kaydıraklar, denge oyunları.  Düzlük alanın tam ortasında ahşaptan yapılmış büyük bir mekân vardı.   Ortada bulunan ve betondan yapılmış,  yemek pişirmek ve ısınmak amacıyla kullanılabilecek bir de ocak.  İçeride yine çocukların oturmaları için banklar vardı. Bu ahşap mekânın hemen önüne ahşap iki masa ve masaların çevresine yine ahşap banklar yapılmış. Burası orman okuluydu. Öğrenciler yaz kış, karanlık aydınlık demeden buralara gelip eğitim alıyorlar. Fin eğitim sisteminde güven ve sorumluluğun ne demek olduğunu, bu okulları görünce anladım. Diyebilirim ki, hayatımın en önemli öğrenmesini burada yaşadım.

Mekâna gelir gelmez bazı öğretmenler yemek yapmaya başladılar, çocuklar da öğretmenlerine patates keserek, havuç soyarak yardım ettiler. Bu çocuklar 6-7 yaş grubunda olan çocuklardı.  Öğretmenlerden biri böceklerle ilgili kavram haritasını yere koyarak, bir gün önce tuzakladıkları kaplara böcek gelip gelmediğine bakmak için öğrencileriyle birlikte araştırmaya koyuldu.  Yakalanan böcekleri, kavram haritasındaki böceklerle karşılaştırdılar. Benzer olanları kavram haritasına yerleştirdiler. Bu arada bazı öğrenciler, ne oyuna, ne derse ne de yemek hazırlamaya karıştılar. Onlar, kendi hamaklarını kurarak ya uyudular ya da arkadaşlarıyla oyun oynadılar. Öğretmenlere neden derse katmadıklarını sorduğumuzda, öğrenmek onların sorumluluğunda, kendilerini ne zaman hazır hissederlerse o zaman öğrenirler, dediler. Bu ne eğitim anlayışımıza ne de yetiştirilme tarzımıza uyuyordu.

Çocuklar, yemeğin odun ateşinde pişmesini büyük bir sabırla beklediler. Öğretmenler, pişen yemeği masanın kenarında yüksek bir yere koydular. Acıkan öğrenciler, yemeklerini tabaklarına kendileri koydular ve bir kenara çekilerek yediler.

Hiçbir öğretmen çocukları, göle girmemesi konusunda, alandan ayrılmaması konusunda uyarmadı. Hiçbir öğrenci diğeri ile kavga etmedi, itmedi, ağlatmadı. Her öğrenci yemeğini yedikten sonra tabağını aldı, çantasını topladı, öğretmeninin yönergesiyle birlikte yine sessizce ve sıra halinde tepeye tırmanarak bisikletlerine ulaşmaya çalıştılar.

Bize de, “ Biz neyi yanlış yapıyoruz?” sorusunun yanıtını aramak kaldı. Aslında yanıt çok basitti!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Suzan KAYGANACI - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kartepe Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kartepe Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kartepe Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kartepe Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.