Unutmadık demekle olmuyor.

20 sene geçmiş üzerinden. Her sene yeni bir yazı yazıyoruz hala geçmişe dair. Kapatsak kapatamayız, unutsak unutamayız. Cümbür cemaat bir psikoloğa gitsek, ilk sallantıda bütün unutturdukları kapımızı çalar.

Benim tanıdığım 1999 yılından beri gün doğmadan uyuyamayan insanlar var. Kalıplaşmış, içinde bir yerlere yerleşmiş karanlık korkusu. Ya da illa deprem gece olacak mantığı. Yokmuş gibi davranamayacağımız bir mevzu.

Her 17 Ağustos tarihinde yapıyoruz bunu. Unutmadık. Bütün sosyal medya bu sloganla 7.4 sallanıyor neredeyse. Herkes aynı slogan üzerinden göstermeye çalışıyor duyarlılığını. Unutmadık. Hatta en çok biz unutmadık yazılacak neredeyse. Acılarını yarıştırıyor insanlar bir nevi. Biz daha çok hasar gördük, biz enkazdan çıktık, benim falanca akrabalarım, en yakınlarım, yok bilmem neyim hayatını yitirdi ile süren bir nafile yarış.

Hani derler ya gerçek ihtiyaç sahibi ihtiyacını söyleyemeyendir diye, aynen öyle. Depremde ciddi darbe görenler neredeyse hiç konuşmuyorlar. Acıyı tuz ettiler yüreklerine, dağladılar yaralarını. Yoksa geçmezdi bu ömür.

Unutmadık diyoruz şimdi. Hem de öyle bir unuttuk ki sormayın gitsin. Bir cana hasrettik hepimiz ilk gece. Bir iyi habere, herkes iyi kimsenin bir şeyi yok diyebilecek bir telefon sesine hasrettik hepimiz. Daha sabahında beraber olduğumuz insanları o an görüp yıllardır gurbette kalan ve yeni gelen bir yakınımıza sarılır gibi sarılmak için deli gibi bekledik hepimiz.

Komşusunu kurtarmak için çoluk çocuğunu bir kenarda bırakıp enkaz kaldırma çalışmalarında can hıraş çalışan binler oldu. Uyku bilmeden sabahlara dek enkaz bekleyen, ses dinleyen, kimse yok mu diye bağıran sayısız insanlar. Hiç tanımadığı insanların yarasını sarmak için kilometrelerce uzaktan kamyonlarla, tırlarla, taksilerle yardım taşıyan, gelip dağıtan insanlar oldu.

Belki birilerine bir faydamız dokunur diye kilometrelerce uzaktan hiç tanımadığı insanlara yardım edebilmek amacıyla sosyal kurumlara benim yapabileceğim bir şey var mı diye müracaat eden gönüllüleri gördük biz.

Genç Kocaelililer Derneği Başkanıydım o zamanlar. Bunlar anlatılmaz ama 1000 çocuğa anorak kampanyası başlatmıştık arkadaşlarımızla. Kampanyayı tanıtmak ve başlatmak için Beyazıt Öztürk’ü aramıştım. Belsa Plazanın 9.katına hem de o artçıların falan olduğu dönemde yanına şarkıcı Yaşar’ı da alıp geldi adam. Bir dolu insan oldu salonda. İnsanlar evlerine giremiyorlardı ve böyle bir şeye ihtiyaçları vardı. Yaptık. Konuşma sonunda beni bir kenara çekip son derece sessiz bir şekilde ‘Yaşar’la ikimiz müsaade ederseniz bu kampanyanın 500 anorağını karşılamak istiyoruz’ dedi. Yardım yaptığı insanların hiç birisini tanımıyordu bu insanlar.

Ankara’dan tırlar geliyordu bize. İçerisi yardım dolu. Türkiye’nin her yerinden ve dünyanın birçok ülkesinden akıl almaz yardımlar geliyordu. Arap ülkeleri evlerini yitirmiş insanlar için kalıcı konutlar yapıyorlardı bu şehirde ve hala duruyor o evler yerli yerinde.

Unutmadık diyoruz fütursuzca. Nasıl bir unutmayışsa bu? Tanımadığımız insanlar enkazdan çıktığında kardeşimiz çıkmış gibi kucaklıyor, gözyaşı döküyor, ellerimiz patlayana kadar alkışlıyorduk. Birisinin yitip gittiğini görünce sanki kendi yakınımızı kaybetmişçesine yıkılıyor, her şey bitmişçesine umutsuzluğa kapılıyorduk. Fırınlar ekmekleri bedava dağıtıyor, yemek firmaları arabalara yükledikleri kazanlarla çadırlara yemek dağıtıyordu. Hem de hiç kimse bunu yapın demeden yapıyorlardı bunu. Sadece yardım etmek amacıyla kardeşine. Dardaki, zordaki insanın yarasını sarmak adına yapıyorlardı bunu.

Unutmadık ha? Bu gün aynı insanlar siyaset suni bir yapının kendi eksenlerinde dönmesi için hiç acımadan yargılayıp asıyorlar karşısındakini. Unutmadık ha? Dün telefonda sesini duyabilmek için, iyi olduklarını her hangi birisinden öğrenmek için servetinin yarısını verecek olan insanlar işte o suni siyaset yüzünden küs oturuyorlar birbirleriyle. Hatta bir de utanmadan arkalarından konuşuyorlar birbirlerinin. Yazık.

Unutmadık ha? Gümbür gümbür sallanırken ve sonrası her artçıda el açıp gözyaşları ile dua edenler şimdi acaba senede kaç gün kaldırıyorlar o ellerini semaya. Sanıyorum o birkaç gün içinde de en çok duayı da o siyasi gitsin, bu parti gelsin ya da bu hep bunlar devam etsin inşallah diye yapmıştır insanlar. Ne kadar zavallıyız aslında değil mi? Ne kadar çıkarcı ve ne kadar işimize geldiğince.  Ve en kötüsü, ne kadar kimi kandırmaya çalıştığımızı bilmeden yapıyoruz bu zavallılıkları.

Unutmadık demek. Bir millet olarak biz olmuştuk 17 Ağustosta. Acı birleştirmişti dev gibi bir toplumu. Sarılmıştık birbirimize. Türk, Kürt, Laz, Gürcü, Çerkez, Tatar, Boşnak, Arnavut, Pomak, Muhacir bakmadan biz olmuştuk. Kim bakıyordu enkazdan çıkartmaya çalıştığı kişinin etnik kimliğine. Kim bakıyordu Alevi mi yoksa Sünni mi bu diye? Yemek, erzak, battaniye, ekmek dağıttığınız kişileri etnik kökenine göre mi yoksa mezhebine göre mi seçiyordunuz? Unutmadık diyorsunuz yani. Ya da kiminiz geçmişte yaşananlara bir sünger çekip ‘Ne yapalım, dün dündür, bu gün bu gündür’ diyorsunuz belki de.

Bundan 20 sene önce biz acı ile piştik. Elbette Allah daha beterinden saklasın, elbette bu günümüze şükür. Ancak beni yeni bir deprem korkusundan çok, bu gün yarın bir deprem olsa acaba bunca bölünmüş, bunca birbirine düşman edilmiş halk, üzerinde bunca oyunlar oynanarak genleri paramparça edilmiş, örfü, ananesi unutturulmuş halk enkazlara bakarken etnik kökencilik ya da mezhepçilik yapar mı korkusu. İşte öyle olacağını öngörülen bir gün sanıyorum benim gibi düşünen insanlar için ölmek en iyi sonuç olacaktır. Böyle bir günün fotoğrafını görmektense, o enkazdan çıkamamayı tercih ederim açıkçası.

Unutmadık evet. Acıyı hiç kimse unutmaz ama acıdan ders çıkartmaya da işimize gelmediği için kolay kolay kimse yanaşmaz. Aradan geçen 20 sene o iskambil kâğıtları gibi yere yapışmış binaların yerine yeni binaların yapıldığını ve içinde bir dolu insanın ikame ettiğini gösteriyor. İnşallah bu kez tedbir alınmıştır. Üç beş kuruş ya da bir iki ensesi kalın tanıdık vesilesiyle orta ve ağır hasarlı binaların az hasarlıya çevrildiği ve şehir merkezinde bile kaç tanesini hemen herkesin bildiği binalarda bu gün bir dolu insan oturuyor veya altında, içinde ticaret yapılıyor.

Evet, unutmadık unutmasına ama işimize gelmeyen kısımlarını hem nasıl unuttuk biliyor musunuz? Hem de en unutmamamız gerekenleri unuttuk. Kimseyi üzmek niyetiyle yazmadım bu yazıyı sadece acıyı paylaşırken yaşadığımız kardeşliğin yalınlığını ve sıcaklığını hatırlatmak için unutmamamız gerekenleri ortaya koymaya çalıştım.

Sabır diliyorum bütün topluma. Yakınlarını yitirmiş olanlara başsağlığı, 17 Ağustos tarihi itibariyle ticari olarak hemen her şeyini yitirmiş insanlara selamet, tüm bu yaşananlara rağmen hiçbir ders almamış insanlara da Allah’tan akıl fikir diliyorum. Yani öyle unutmadık yazmakla olmuyor bu işler. Bütün iyi insanlara Saygılarımı sunuyorum.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Cem ŞAKOĞLU - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kartepe Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kartepe Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.