Kafamıza göre din

Kafamıza göre din

Hepinize Hayırlı Cumalar dileyerek başlayalım yine yazımıza ve yine ekleyelim ki Allah’ın (C.C.) hayırsız tek bir günü yoktur.

Biz ilginç bir toplumuz. Konu din, Allah, Peygamber, İslam, Müslümanlık olduğunda mangalda kül bırakmayan ancak iş uygulama kısmına gelince de neredeyse bu saydıklarının hemen hiç birisine uymayan yapıda bir insan gurubu halini aldık. Dini de, inançları da kendi işimize geldiği doğrultuda algılayıp, sanki kendi kafamıza göre bir inanç sistemi geliştirmeye çabalar gibi bir durumumuz var. Günah kime göre günah, sevap neye göre sevap bir nevi kendimiz belirliyoruz. Birileri televizyonlarda çıkıp konuşuyor, birileri kitaplar yazıyor, birileri radyolarda konuşuyor ve biz bunları tam manasıyla kendi istediğimiz gibi algılıyoruz. Yani kafamıza göre bir din oluşturuyoruz kendimize.

Hatta son zamanlarda bu işi biraz da butik hale dönüştürdük. Günahlarımızı ve sevaplarımızı birilerinin bize uygun gördüğü kadarıyla algılıyoruz. Kur’an-ı Kerim’i okuyarak dahası anlayarak okumak yerine birilerinin bize biçeceği sevap ya da günahın peşine düşüyoruz. Tabi hal böyle olunca da gerçekleri ciddi anlamda gözden kaçırıyoruz.

Bununla birlikte ne çıkıyor ortaya biliyor musunuz? Bilmediğini savunma güdüsü. Örneğin birisi ortaya çıkıyor ve diyor ki, ‘Bu güne kadar falanca konuyla ilgili size anlatılan şeyler asla gerçeği yansıtmıyor. Çünkü o ayette geçen kelimelerin elinizdeki meallerde geçenlerle ilgisi yok’ Alın size infial. Toplum birbirine giriyor. Hem de gerçek manasını bilmediği ve başkalarının bu böyledir dediği sözcükler için birbirini dinsiz ilan ediveriyor. Bunun üzerine yapılan açıklamalar, mealler kimilerinin işine gelmiyor. Çünkü bu güne kadar insanlara anlattıklarının aslında doğru olmadığı ortaya çıkacak ve bir nevi ulemalıkları çöpe gidecek. Böyle olmasın diye bu kişiler ya da guruplar da başlıyorlar mı gerçek olan meali açıklayanı din düşmanı ilan etmeye. Alın size İslam’ın bu gün geldiği noktanın özeti.

Hani biz ‘İlim Çin’de olsa gidip alın’ diyen bir Peygamberin (S.A.V.) ümmetiydik. Hani biz ‘OKU’ ile ‘İDRAK ET’ ile bize yol gösteren bir Kur-anın mirasçılarıydık. Hani insan ile Kur-an bizim inancımıza göre ikiz kardeşti. Ne oldu bize böyle? Neden ısrarla hurafenin peşine takılıp gitme merakı? Futbolun, futbolcunun, magazinin, bilgisayar oyunlarının bütün detaylarının peşine büyük bir merakla düşerken, biz biz yapan İslam’ın kitabının peşine neden bu kadar büyük bir merakla düşmüyoruz. Oysaki her satırında bir sır saklıyor. Her sayfası hayatınıza yeni bir bakış açısı getiriyor. Okuduklarınızı doğru kaynaklardan araştırmaya başladığınızda bir puzzle gibi büyük fotoğraf ortaya çıkmaya başlıyor. Müthiş bir heyecan aslında ama burada önemli nokta nerede çıkıyor biliyor musunuz? Biz acaba o büyük fotoğrafı görmek istiyor muyuz yoksa sanki hayatımızın en önemli parçası İslam’mış gibi mi yaşıyoruz.

Sonra ne oluyor biliyor musunuz? Yanmaz kefenler, Peygamber terlikleri, okunduğunda cehennemden kurtaran kitaplar, Kur-anı Kerim’in içinde hiç yer almamış ama icat edilmiş namaz duaları (ki dikkatle incelediğinizde çoğu şirke götürebilecek içerikler) vs. vs. çıkıyor ortaya. Sonra biz de ana konudan kopup başlıyoruz detaylara takılmaya. Sakız çiğnemek orucu bozar mı, gusül abdesiyle namaz kılınır mı, namazda el kol oynatılır mı, üç cumaya gitmeyen dinden çıkar mı gibi absürt sorulara takılıp özü kaçırmaya başlıyoruz.

Çok severim bu hikayeyi. Beyazıt-i Bistami Hazretleri bir ortamda sedirin üzerinde oturuyormuş. Genç bir adam kah halıyı kaldırıp altına bakıyormuş, kah elini yere sürüp parmağını dikkatle inceliyormuş, kah sürekli etrafını pür dikkat süzüyormuş ki mübarek sormuş ‘Evlat ne ararsın?’ Genç adam Beyazıt-i Bistami Hazretlerine ‘Namaz kılacak temiz bir yer arıyorum’ demiş. Mübarek de kendisine elini kalbine götürerek ‘Kalbini temiz tut, istediğin yerde kıl’ deyivermiş. İşte öz budur. Gerisi sizi o özden uzaklaştıran teferruatlardır.

Gelelim sonuca. Öyle modern, öyle bilim içeren, öyle derin ama kolaylıklar içeren bir dine ve inanca sahibiz ki aslında. Biz bunun üzerini örtmek için bildiğiniz birbirimizle yarış ediyoruz ve o yarışın sonucunda da birbirimize düşman oluyoruz. Oysa hepimizin sahibi, yaratanı Allah (C.C.) Hepimiz bir ve eşitiz. Kim yolunu doğru çizmek istiyorsa, en doğru yol O’nun yoludur. Kim o yolu tarif eden bilgiye ulaşmak istiyorsa o O’nun kitabı Kur-andır. Kim ki sırra ulaşmak istiyorsa, işte o da o müthiş Kur-anı dikkatlice okumaktadır. Aradığınız her cevap kaynağı kendi içerisinde mevcut olan Kur-andadır.

Ne olur ‘OKU’YUN. Ne olur ‘İDRAK’ ederek ‘OKU’YUN. Adet haline gelmiş detaylar içinde boğulacağınıza Kur-anın sırlarının peşine düşün. Kendinizi bulacaksınız. Bu güne kadar aramadığınıza çok ama çok üzüleceksiniz ve her bulduğunuz şeyin ardından dahasını isteyeceksiniz. Hadi bu gün başlayın ne olur. Sizi kendisine ‘Halife’ olarak yaratmış Allah’ımıza bir adım atın ki bakın görün o size ne adımlar atacak.

Hepinize bereketli bir Cuma ve Kur-an’ı idrak ederek okuyacağınız yeni bir hafta diliyorum.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Derviş Haksever - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kartepe Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kartepe Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz