Son Dakika Haberleri

Reklamı Kapat

Kriz ve lüks tüketimi

Memleket zor günlerden geçiyor. Ekonomik olarak ciddi manada hemen hepimiz sıkıntıdayız. Alacaklar tahsil edilemiyor, borçlar ödenemiyor ve sanki çember günden güne daha da daralıyor. İnanın şunları yazarken bile insanın içi sıkılıyor. Ancak bir gerçek var ki hemen her gün artan fiyatlar, paranın piyasadan elini eteğini çoktan çekmiş olması ve tüm bunların günlük döngüleri bile inanılmaz daralttığı günlerden geçiyoruz.

Bunların tamamına Eyvallah. Küçük esnaf, emekli, asgari ücretli çalışan gibi kesimlerin zaten küçük bütçelerle geçinmeye çabaladığı bir dönemdeyiz. Ancak küçük bütçelerde bir hareket olmazken günlük tüketim ürünlerindeki dengesiz artış vatandaşı gerçek manada sıkıntıya soktu. Devlet bu dengeyi koruyabilmek adına emekliye ve asgari ücretliye bir takım iyileştirmeler yapmaya gayret ediyor ama günlük tüketim mallarındaki artış yapılan iyileştirmeyi dörde beşe katlıyor. Tabi hal böyle olunca da hemen herkes bir hesap kitabın içerisine düşüyor.

Evet piyasada gerçek manada bir kriz var. Dahası parasızlık var. Bankaların bu kadar yüksek oranlarda faiz vermesi tabi ki işin bu duruma gelmesindeki en büyük etken. Ne ticaretten, ne kiradan, ne yatırım ürünlerinden kazanılamayacak paraları bankalar müşterilerine teklif ediyor. Tabi hal böyle olunca adam neden ticaretin riskiyle uğraşsın ki, alıyor elindeki parasını götürüp çat diye banka faizine yatırıyor. Bu süreç içerisinde piyasaya borcu olan bazı pişkinler de krizi bahane edip borçlarını ödemiyor ve paralarını götürüp faize yatırıyorlar. Bunlar kriz fırsatçıları.

Fakat tüm bunların yanında ortada var olan başka bir gerçek daha var. Evet kriz var, evet ekonomik anlamda gidişat öyle toz pembe değil, evet sıkıntılı günlerdeyiz ve bu git gide tırmanacak gibi de duruyor ancak şimdi soruyorum hepinize, siz de dahil olmak üzere (tabi buna ben de dahilim) hepimiz krizden bu denli canımız yanmışken acaba lükslerimizden vazgeçebiliyor muyuz? Acaba hangimiz bu yaşanan zorluklarla birlikte yaşam standartlarımızdan ödün verdik. Hani eski siyasetçilerin söylemiydi ‘Kemer sıkma politikası’ derlerdi adına. Acaba hangimiz biraz da olsa kemer sıkma politikasını uyguluyoruz hayatımızda.

Hemen her evde minimum iki araba, bunların yakıtları, bakımları, kaskoları, sigortaları, hemen her aile ferdinde son teknoloji cep telefonları, hemen her aile ferdinin kucağında bir bilgisayar. Hanelerimizin içerisinde duvarlara sığmayan televizyonlar, bu televizyonlara bağlı her ay bir dolu paralar ödediğimiz dijital kutular. Bu kutuların haricinde internet üzerinden abone olunan dizi platformları. Tabi ki söylemeye gerek yok sınırsız internet paketleri. Güncel yaşamın içerisinde koşturma sonrasında ‘Aman evde uğraşmayalım şimdi’ ile başlayan inanılmaz bir gıda tüketimi. Kah restoranlara giderek, kah internet üzerinden eve sipariş vererek aile bütçesine açılan ve fark edilmeyen bir delik. Artık dolaplara bir türlü sığdıramadığımız halde hala bir çift daha alma peşinde koştuğumuz ayakkabı çılgınlığı. Ki bu eskiden yalnızca hanımlarda olurdu ancak artık bu hastalık ciddi manada erkeklere de sirayet etti. Parfümler, makyaj malzemeleri, spor, fitness, kafeterya keyfi derken şöyle bir düşünür müsünüz lütfen yalnızca yukarıda saydığım lükslerinizden kaçından vazgeçtiniz bu kriz dönemi içerisinde.

Türk toplumunun % 70’inden fazlası bankalara bağımlı yaşıyor. Cebimizde olmayan paralar ile araba ve ev sahibi olmak artık bir alışkanlık halini almış. Bizim olmaya paraların hovardalığını yapıyoruz aslında. Bizim olmayan paralarla birbirimize hava atmanın derdindeyiz toplum olarak. Hep daha uzağa yapabildiğimizin ispat yarışı içerisindeyiz. Öyle ya böyle bir krizin yaşandığı başka bir ülkede ne dokuz gün tatil olur, ne de o dokuz günlük süreç içerisinde otellerde bir oda bir boş yer olmama durumu. Biz bu kriz ülkesinde, bu para yokluğunda çocukların 15 günlük sömestr tatilinde dağ ve kar otellerinde boş yer bırakmayan bir topluluğuz. Ama kime sorarsanız kriz var.

Alacağınızı istemeye gidiyorsunuz, adam suratınıza pişkin pişkin bakarak kriz var diyor. Sanki bu kriz yalnızca kendisine varmış gibi. Aynı adam durumdan çok bunaldığı için günlük kişi başı oda fiyatı 500-600 lira olan otellere ailece haftalık tatile gidebiliyor.

Bu duruma bir dur demek lazım. Krizi gerçek manada yaşayanların gerçek manada isyan etmesine çok fazla süre kalmadı. Gazetelerde konu ile ilgili kötü haberleri hep birlikte okuyoruz. Ancak çözümün tamamını hükümetten, devletten beklemek bu işi her gün daha büyük bir çıkmaza sokar. Onun için artık hepimizin günlük israf haline dönüşen alışkanlıklarımızdan ufak ufak vazgeçmemiz lazım. Üç kuruşla ne düzelir kardeşim demeyin sakın. Unutmayın damlaya damlaya göl olur bizim atasözümüz. Siz başlayın ki etrafınızda insanlarda sizi takip etsinler.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Cem ŞAKOĞLU - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kartepe Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kartepe Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı şehrinizde parlatın, bu tanıtım fırsatını kaçırmayın!

0 (262) 371 53 71
Reklam bilgi