İsraf ve Kaizen metodolojisi

Kaliteciler çok iyi bilirler ve inanırlar ki, hiçbir şey mükemmel değildir, her şeyi daha iyi yapmak, daha ileriye götürmek mümkündür ve bu anlayış kişisel ve kurumsal yaklaşımımızla değer bulur.

Uzakdoğu felsefesinden kaynaklı bu yaklaşım, iki önemli ilkenin gerekliliği ile çıkar karşımıza:

-Gereksiz olan harcamayı azaltmak…

-Şeffaf bir yönetim anlayışı ile sorunların üzerini örtmek yerine ortaya çıkarmak.

Gereksiz harcama hem kişisel olarak, hem aile yapısı hem de kurumsal yapılar açısından arzu edilmeyen bir durumdur ve bu durumun literatürdeki karşılığı israftır.

***

Seri üretimin kralı Henry Ford, “Today and Tomorrow” adlı kitabında “Bir hammadde veya ürünün ihtiyaçtan fazla olan kısmı israftır.” diyor.

Bir işi yaparken gereksiz yere kullanılan makine, malzeme, zaman, insan gücü ve enerji israftır. İyi düzenlenmemiş bir alet çantası içerisinden istenileni aramak ve bulmak için geçen zaman da israftır, dağınık bir kafayla çalışmak da, kullanılmayan boş duran bir makine de ihtiyaç dışı alınmış bir eleman da…

Bu noktadan bir pencere açıp konuya bakınca israfı azaltmak için alınan her önlem, yapılan her çalışma, atılan her adım süreci iyileştirmek için olumlu bir gelişme olacaktır. Özel ya da kurumsal sorunların üzerine gitmek, sorunların üzerini örtmek yerine ortaya çıkartılmasını sağlamak Uzakdoğu felsefesinde ciddi olarak benimsenmiş bir anlayış, önemli bir hedeftir. Her üzeri örtülmeyen hatta cesaretle üzeri açılan sorun, iyileştirme yapılacak bir alanı gösterdiği için, bu durum kalite sistemlerinin uygulandığı yapılarda geliştiren bir nokta olarak görülür.

***

Sorunların çözümünde kullanılan en etkin teknik de yine Uzakdoğu felsefesinden Japonya’dan yola çıkarak kendini dünyaya benimseten Kaizen’dir. Kaizen Japoncada, “Kai” ve “Zen” sözcüklerinin birleşiminden iyiye doğru değişim ya da sürekli iyileştirme anlamına gelir. Kaizen, küçük adımlar halinde gerçekleştirilen küçük iyileştirmelerdir. Adımlar küçüktür, ancak sürecin bütününde kalıcı ve sistematik bir iyileşme sağlanır.

Bu sistem yaklaşımının temelinde odaklanmış kaizen metodolojisi önemli rol oynar. Odaklanmış kaizen (Kobetsu Kaizen); sorunu bir bütün olarak ele almaz; sorunu alt sorunlara ayırır ve her bir alt soruna ayrı ayrı odaklanarak çözüm üretir. Böylece sistematik Kaizen Yaklaşımı ile parçadan bütüne tüm alanlarda iyileştirilme yapılması sağlanır.

Odaklanmış Kaizen; ekip çalışmasına dayanan bir iyileştirme metodolojisidir ve işyerlerinde; ekipman, işçilik, malzeme ve enerji kullanımına yönelik kayıpların sürekli iyileştirmelerle sıfırlanmasını hedefler. Bunun yanı sıra çevre, sağlık, güvenlik ve ofis gibi süreç alanlarında yaşanan olumsuzlukların iyileştirilmesi çalışmalarını da kapsar. Kaizen çalışmalarının temelinde, çalışanlar tarafından gerçekleştirilen sürekli, küçük iyileştirmeler yatar. Bu durumda çalışanın süreç iyileştirmesinde var olması demek, her çalışanın sürece hakim olması ve süreci benimseyip sahip çıkması anlamına gelir.

***

Bu sistemsel yaklaşımın özü, PUKO (P: Planla, U: Uygulama, K: Kontrol Et, Ö: Önlem Al) döngüsüne dayanır. Bu döngü sürekli olarak uygulanırken bir taraftan da Kaizen” noktaları aranır. Bulunan Kaizen noktaları, kalite, maliyet, zaman açılarından araştırılıp incelenir, çözüm odaklı yaklaşımlarla iyileştirilmeye çalışılır. Sonuç başarılı olmuşsa, standartlaştırma gerçekleştirilerek edinilen kazanımın kalıcılığı sağlanır.

Böylece metodolojisinin amacından hareket edip “süreçlerdeki tüm maliyet kaynaklarını ölçerek belirlemek, analiz etmek ve israfı ortadan kaldırmak” sonucuna ulaşılmış olur.

Gerek özel hayatımızda gerekse profesyonel iş hayatımızda sistem yaklaşımını önemsememizin bizi hep ileriye taşıyacağı gerçeğinden hareketle Kaizenli bir yaşam diliyorum.

***

Kıssadan hisse:

Bir gün Henry Ford berbere gider tıraş olur. Sıra ücreti ödemeye gelince bin bir pazarlık yapar.

Berber de dayanamayıp: “Oğlunuz da bana geliyor, bırakın pazarlık yapmayı ücretin üstüne ücretten daha fazla da bahşiş veriyor, sizden ise normal ücreti bile almak mümkün değil” der.

Henry Ford cevap verir: “O koskoca Henry Ford'un oğlu ben ise fakir bir çiftçinin oğluyum.”

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Suzan KAYGANACI - Mesaj Gönder


Array
(
    [id] => 175
    [site_id] => 64
    [facebook_id] => 
    [twitter_id] => 
    [google_id] => 
    [email] => suzan-kayganaci@kartepe.daktilo.com
    [activated] => 1
    [activated_at] => 
    [last_login] => 
    [first_name] => Suzan
    [last_name] => KAYGANACI
    [slug] => suzan-kayganaci
    [nick_name] => 
    [show_real_name] => 0
    [company] => 
    [avatar] => /users/175/avatar.jpg
    [profile_img] => /users/175/profile.jpg
    [province] => 
    [gender] => 
    [nth] => 9999999
    [disallow_comments] => 
    [company_name] => 
    [company_invoice_address] => 
    [company_phone] => 
    [company_fax] => 
    [company_email] => 
    [company_website] => 
    [company_vd] => 
    [company_vn] => 
    [facebook_page_url] => 
    [facebook_profile_url] => 
    [created_at] => 2016-12-29 16:58:58
    [updated_at] => 2017-01-24 11:18:49
    [deleted_at] => 
    [other_entries] => Array
        (
            [0] => Array
                (
                    [id] => 103741
                    [oid] => 
                    [devid] => 
                    [pool_id] => 
                    [site_id] => 64
                    [user_id] => 176
                    [author_id] => 175
                    [type_id] => 1973
                    [province_id] => 41
                    [county_id] => 554
                    [notification_id] => 
                    [view_file] => 
                    [tag] => 
                    [text_on_img] => 
                    [coordinates] => 
                    [mode] => 
                    [status] => published
                    [date_1] => 
                    [date_2] => 
                    [extra] => 
                    [person] => 
                    [params] => 
                    [published_at] => 2017-04-03 09:54:00
                    [unpublished_at] => 0000-00-00 00:00:00
                    [created_at] => 2017-04-03 09:55:31
                    [updated_at] => 2017-04-03 09:55:31
                    [deleted_at] => 
                    [urls] => Array
                        (
                            [tr] => /makale/103741/suzan-kayganaci/icine-dunyayi-sigdiran-sozcuk
                        )

                    [url] => /makale/103741/suzan-kayganaci/icine-dunyayi-sigdiran-sozcuk
                    [content] => Array
                        (
                            [id] => 602186
                            [site_id] => 64
                            [src_id] => 103741
                            [src_type] => Entry
                            [language_id] => 1
                            [title] => İçine Dünyayı Sığdıran Sözcük
                            [description] => İçine Dünyayı Sığdıran Sözcük
                            [body] => 

Adama sormuşlar:

“ Ne kadar zenginsin?”

“ Dostum çok.” demiş.

***

Dost…

İçine dünyayı sığdıran sözcük.

Hatrı kırk yıl süren bir kahve içimlik kaçışlarımızdır dostluk

Habersiz ve sorgusuz araladığımız kapıların ardı…

Zamansız aradığımız telefonların ucundaki ses…

Yol arkadaşlarımız; tatil anılarımız; ikinci sinema, tiyatro, opera biletlerimizin sahibi; çocuklarımızın teyzesi, halası, amcası, dayısı rollerini yüklediklerimiz…

Patronlarımızı, eşlerimizi, komşularımızı çekiştirip rahatladıklarımız. Söylediklerimizin, paylaştıklarımızın içlerinde sızıntısız kaldığı dert ortaklarımız.

Mevlana’nın deyimiyle ; “ akarsularımız”.

***

Can sıkıntısıyla bir şeyler paylaşmayı, dertleşmeyi ya da fikir alışverişinde bulunmayı hangimiz yapmayız acaba?

Hangimiz, bir dost omzuna yaslanıp rahatlamayı, ağlamayı, güven duymayı, yalnız olmadığımızı hissetmeyi istemez?

Sıcak bir elin elimizi tutmasını kim reddeder, kim gülerek ben buradayım merak etme diyen gözleri aramaz veya bizim için çarpan yüreklerin var olduğunu bilmek kimi mutlu ve güvende kılmaz?

Dostlarımız yıldızlara benzer, her zaman göremeyiz; ama biliriz ki oralarda bir yerdeler ve bizim için parlamaya, bize ışık olmaya, yol göstermeye fırsat kolluyorlar.

Her ne kadar, kırk yıl hatrı olan kahveler yalanmış, diyenler olsa da, sığındığımız sakin limanlarda bazen fırtınalar kopsa da, bazen gördüklerimiz, duyduklarımız karşısında şoklansak da korumak, kollamak, sahip çıkmak gerekir dostluklarımıza. Çünkü, biriktirdiklerimizdir dostluk, yatırımlarımızdır, zulamızdır, güvencemizdir, nefesimizdir, hazinemizdir.

Müzemizdeki en değerli parçamızdır dostlarımız, kaybedersek hayatımızın bütünlüğü bozulur, anlamı bozulur, sendeleriz, parçası kaybolmuş pazıl gibi her zaman bir yanı eksik ve hiç tamamlanamayan.

O nedenle kızgınlıklarımızda yutkunmak, hatalarımızda affedici olmak; durmak, düşünmek, ölçmek tartmak gerekir her şeyi. Dilin kemiği yok, bir kez çıktı mı ağzımızdan laflar, bir kez kırdık mı gönülleri, bir kez üzdük mü dostlarımızı artık çaresi yok, sonradan ah vah etmenin de bir anlamı yok.

***

Ne güzel anlam bulmuş Behçet Necatigil’in dizelerinde dostluk:

Bir gece habersiz bize gelMerdivenler gıcırdamasın,Öyle yorgunum ki hiç sormaSen halimden anlarsın.

Dost, halimizden anlayan, en ihtiyacımız olduğu anda yanımızda olan, bunu yaparken de karşılık beklemeyen, çıkarcı olmayan, içten ve samimi olandır. Bu yüzden önemlidir dostlarımız. Bu yüzden özel insanlardır.

“Dost acı söyleyen değil, acıyı tatlı söyleyendir.” diyor gönüller sultanı Mevlana.

Acıyı bal eyleyerek söyleyen tüm dostlarıma selam olsun.

KISSADAN HİSSE:

Bir öğretmen, bir gün derste öğrencilerine bir teklifte bulunur:- "Bir hayat deneyimine katılmak ister misiniz?" Öğrenciler çok sevdikleri öğretmenlerinin bu teklifini tereddütsüz kabul ederler.- "O zaman" der öğretmen. "Bundan sonra ne dersem yapacağınıza da söz verin." Öğrenciler bunu da yaparlar.- "Şimdi yarınki ödevinize hazır olun. Yarın hepiniz birer plastik torba ve beşer kilo patates getireceksiniz!"Öğrenciler, bu işten pek bir şey anlamamışlardır. Ama ertesi sabah hepsinin sıralarının üzerinde patatesler ve torbalar hazırdır. Kendisine meraklı gözlerle bakan öğrencilerine şöyle der öğretmen:- "Şimdi, bugüne dek affetmeyi reddettiğiniz her kişi için bir patates alın, o kişinin adını o patatesin üzerine yazıp torbanın içine koyun."Bazı öğrenciler torbalarına üçer-beşer tane patates koyarken, bazılarının torbası neredeyse ağzına kadar dolmuştur. Öğretmen, kendisine "Peki şimdi ne olacak?" der gibi bakan öğrencilerine ikinci açıklamasını yapar:- "Bir hafta boyunca nereye giderseniz gidin, bu torbaları yanınızda taşıyacaksınız. Yattığınız yatakta, bindiğiniz otobüste, okuldayken sıranızın üstünde, hep yanınızda olacaklar."Aradan bir hafta geçmiştir. Öğretmen sınıfa girer girmez, denileni yapmış olan öğrenciler şikayete başlarlar:- "Öğretmenim, bu kadar ağır torbayı her yere taşımak çok zor.""Öğretmenim, patatesler kokmaya başladı. Vallahi, insanlar tuhaf bakıyorlar bana artık. Hem sıkıldık, hem yorulduk?"Öğretmen gülümseyerek öğrencilerine şu dersi verir:- "Görüyorsunuz ki, affetmeyerek asıl kendimizi cezalandırıyoruz. Kendimizi ruhumuzda ağır yükler taşımaya mahkum ediyoruz. Affetmeyi karşımızdaki kişiye bir ihsan olarak düşünüyoruz, halbuki affetmek en başta kendimize yaptığımız bir iyiliktir."

[body_format] => rich [alt] => [slug] => icine-dunyayi-sigdiran-sozcuk [tag] => [url] => [meta_title] => [meta_description] => [created_at] => 2017-04-03 09:55:31 [updated_at] => 2017-04-03 09:55:31 ) ) [1] => Array ( [id] => 103267 [oid] => [devid] => [pool_id] => [site_id] => 64 [user_id] => 176 [author_id] => 175 [type_id] => 1973 [province_id] => 41 [county_id] => 554 [notification_id] => [view_file] => [tag] => [text_on_img] => [coordinates] => [mode] => [status] => published [date_1] => [date_2] => [extra] => [person] => [params] => [published_at] => 2017-03-27 09:46:00 [unpublished_at] => 0000-00-00 00:00:00 [created_at] => 2017-03-27 09:47:52 [updated_at] => 2017-03-27 09:47:52 [deleted_at] => [urls] => Array ( [tr] => /makale/103267/suzan-kayganaci/hayat-zitliklariyla-guzel ) [url] => /makale/103267/suzan-kayganaci/hayat-zitliklariyla-guzel [content] => Array ( [id] => 599224 [site_id] => 64 [src_id] => 103267 [src_type] => Entry [language_id] => 1 [title] => HAYAT ZITLIKLARIYLA GÜZEL [description] => HAYAT ZITLIKLARIYLA GÜZEL [body] =>

Ağlamak olmasaydı gülmenin, hüzün olmasaydı sevincin, hastalık olmasaydı sağlığın değeri bilinir miydi bu kadar.

Acıdan sonra tatlının, ayrılıktan sonra kavuşmanın ve o kavuşmayı sağlayan yolların değerini anlar mıydık acaba?

Gece olmasaydı eğer güneşin doğuşu, sabahın serini bu kadar güzel olur muydu?

Hayat zıtlıklarıyla güzel.

Lakin, bu zıtlıkları nasıl yaşadığımız kadar yaşadığımız bu zıtlıkların oranları da önemli… Çünkü, bu oranlardır kabullerimizi etkileyen, olanla olmayanın, dönenle dönmeyenin arasındaki bağı kurup kendimizce anlam yüklediğimiz.

Yaşamla ölüm arasındaki bağ gibi.

Hepimiz ölümü bir gün tadacağız elbet, lakin her ölüm de erkendir bizim için. Çünkü ölümü yakıştıramadıklarımız var, beklemediklerimiz var, hazır olmadıklarımız var, tamamlaması gereken işleri yarım bırakıp gidenler var, giderken arkalarında bıraktıkları özleyenleri var.

Bazen mikrofonlar susar, kameralar susar, film setleri susar, bazen perdeler kapanır, kalemler sahipsiz kalır, sahneler susar.

Gidenler arkalarında uzun yollar bırakırlar daha gidilmesi gereken, hikayeler bırakırlar daha anlatılması gereken…

Sevdalar kalır yarım, öğütler kalır sürekli kulağımızda çınlayan, mutluluk kahkahaları kalır duvarlarımızı çınlatan ve göz pınarlarımızda birkaç damla olarak yankı yapar hayata çığlıklarımız.

İçimizden bir şeyler kopar sessizce…

Bir yarımız eksilir sanki, bir şeyimiz kaybolur arayıp da bulamadığımız. İçimizi derin bir hüzün kaplar, sonra hayat devam eder ve gidenlerin, kaybettiklerimizin gölgesi kalır bir türkü gibi yüreğimizde iz bırakarak.

Hayat zıtlıklarıyla güzel…

Gökyüzü delinmişçesine yağan yağmurun ardından çıkan gökkuşağının içimizi ısıtması gibi, ya da yağmur sonrası her yana yayılan o muhteşem toprak kokusu gibi.

Karların altından mevsime inat baş gösteren kardelenlerin kış ortasında açması gibi.

Katıla katıla gülerken gözlerimizden akan yaş gibi.

Hayat zıtlıklarıyla güzel…

Bazen sahip olduklarımızın değerinin farkına varabilmek için bu zıtlıkları yaşamak, bazen yaz ortasında ayazda donmak gerekir. Çünkü, yokluğu yaşamamışsak varlığın anlamını kim bilir.

Önemli olan yaşadığımız anın tadını çıkarmaktır hiçbir şeye geç kalmadan. Dünü geçirip yarına ulaşacağımıza emin olmadan. Her anın tadında yaşamak, her anın tadını çıkarmak, keşke demeden ve sadece aynada kendi gözlerimize bakarak kendimize verdiğimiz gerçek hesapla yaşamak.

Yeni şeyler söylemek, yeni yollar açmak, yeni hikayeler yazmak, yeni başlangıçlar yaparak yenilenmek; ruhumuza bir Nevruz getirmek lazım olumsuzlara takılıp kalmadan.

Ruhumuza dar geliyor gördüklerimiz, duyduklarımız, yaşadıklarımız.

Bizden olana, bizden olmayana döndü canımızdan da yakın saydıklarımız. Kulaklarımız, bilmem kaç desibel seslere maruz, kalıplaşmış ezberlere döndü anlayışlarımız, komşu haklarımızı ihbara döndü insanlıklarımız. Adımıza verilen kararların yarattığı depremler, oluşturduğu sersemliklerdir kabul edilemeyecek şeylere olan alışkanlıklarımız.

Ama olsun, yine de hayat zıtlıklarıyla güzeldir deyip, asıl olanın insanı sevmek ve yüceltmek olduğu inanç ve gerçeğinden ayrılmadan ve kendi inanç ve kabullerimizden de taviz vermeden hayatta dimdik kalabilmektir yaşamak.

[body_format] => rich [alt] => [slug] => hayat-zitliklariyla-guzel [tag] => [url] => [meta_title] => [meta_description] => [created_at] => 2017-03-27 09:47:52 [updated_at] => 2017-03-27 09:47:52 ) ) [2] => Array ( [id] => 102517 [oid] => [devid] => [pool_id] => [site_id] => 64 [user_id] => 176 [author_id] => 175 [type_id] => 1973 [province_id] => 41 [county_id] => 554 [notification_id] => 06b8072f-a0ab-44e7-a93c-eb08d85e7a2e [view_file] => [tag] => [text_on_img] => [coordinates] => [mode] => [status] => published [date_1] => [date_2] => [extra] => [person] => [params] => [published_at] => 2017-03-20 09:44:00 [unpublished_at] => 0000-00-00 00:00:00 [created_at] => 2017-03-20 09:47:26 [updated_at] => 2017-03-20 09:49:02 [deleted_at] => [urls] => Array ( [tr] => /makale/102517/suzan-kayganaci/siirle-yolculuk ) [url] => /makale/102517/suzan-kayganaci/siirle-yolculuk [content] => Array ( [id] => 595914 [site_id] => 64 [src_id] => 102517 [src_type] => Entry [language_id] => 1 [title] => Şiirle yolculuk [description] => Şiirle yolculuk [body] =>

Yarın, 21 Mart.

Yarın, Dünya Şiir Günü.

UNESCO tarafından 1999 yılında ilan edilen ve farkındalık yaratmak amacıyla kutlanan Dünya Şiir Günü bir sestir. Şairin yüreğinden dizelere, dizelerden bize akan bir ses…

Şiir, çağının haykırışıdır, aşkıdır, sevdasıdır, ağıtıdır; adalete inancı ya da isyanıdır; doğanın yeşili, yüksek dağların sarp kayaların karı, ozanın bağlamasında mızrabının sesidir.

Şiir yürektir, dildir, yoldur yeryüzünde var olmaktır.

İnsanlığın doğuşudur, bakan gözdür, çarpan yürektir, dokunan tendir; uzaktır, yakındır, gurbettir.

Soluduğumuz havadır şiir, içtiğimiz su. Sevdaya uyanışlarımızdır, Tanrı aşkıdır, vatan aşkıdır, doğa aşkıdır. Prangadır bileklerde, evlat hasretidir yüreklerde şiir…

***

Şiir, anlatamadıklarını duyurmaktır mısralarda,

“Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Gözyaşlarıma, ellerinizle?
Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce”

***

Ya da insanın insana mecburiyetidir.

“Ben sana mecburum bilemezsin

Adını mıh gibi aklımda tutuyorum

Büyüdükçe büyüyor gözlerin

Ben sana mecburum bilemezsin

İçimi seninle ısıtıyorum. “

***

Gençliğin saflığını anlamaktır şiir…

“ ne zaman onunla kırlara çıksak

yanlışlıkla yanağım yanağına değerdi.

suç benimdi der, avuturdu beni.”

***

Ve kendini sorgulamaktır inceden inceye.

“söyle bana mavi gözlü kumandanım.

söyle bana rahat mısın yerinde.”

***

Destan yazmak, bayraklaşmaktır Çanakkale’ de.

“sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?

gömelim gel seni tarihe desem sığmazsın.”

***

Yunanlı anneye barış çağrısıdır şiir.

“Tel örgülerinin engelleyemediği

Gül kokuların girer penceremden

Ve aynı ezgilerde halaya durur çocuklarımız

Uzatsam ellerimi

Dokunacak kadar yakınız

Uzat ellerini Yunanlı anne

Ellerimi tut

Barış güvercini olsun adımız…”

***

Örneğin bir ağaçtır şiir. Gölgesine sürekli sığındığımız. Örneğin bir dost, başımızı omzuna yaslayıp güven içinde uyuduğumuz.

“dostları olmalı insanın,

aynen gemilerin limanları gibi

zaman zaman uğradığın

yükünü boşalttığın”

***

Şiir bazen öyküleştirmektir sevdamızı… El ele tutuşmak, göz göze bakmak, gönül gönüle olmaktır. Sevdiğimizin adını mıh gibi aklımızda tutmaktır, mecbur olmaktır kör kuyularda kara sevdaya

“Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor

Bu şehir o eski istanbul mudur

Karanlıkta bulutlar parçalanıyor

Kaldırımlarda yağmur kokusu

Ben sana mecburum sen yoksun”

***

Şiir, hayatın telaşı ve koşuşturması içinde mutluluğa geç kalışımızdır ya da bağışlamayı unuttuğumuzdur ve asıl şiir, kırk yıl aynı yastığa baş koyarak hayatı paylaşmaktır.

“gece yırtıldı
savruldum oradan oraya
ve inanılmaz bir aşkla sarıldım
kırk yıllık karıma”

***

Bazen de yolun yarısı demektir şiir hiç farkında olmadan yürüdüğümüz.

“Yaş otuz beş! yolun yarısı eder.

Dante gibi ortasındayız ömrün.

Delikanlı çağımızdaki cevher,

Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,

Gözünün yaşına bakmadan gider.”

***

Sevdayı sevdaya katık etmek, yüreği yürekte buluşturmaktır anılarda şiir

“yarım kalmış şiirlerim gibisin

yaşanmamış çocukluğumsumsun anılarımda

öylesine eksiğim sensiz

öylesine sahipsiz…”

***

Şiir kimleri anlatmadı ki dizelerde; kimi usandı canından, kimi susuz çöllere düştü… Kimi Tahir oldu, kimi Zühre… Kimi Leyla oldu, kimi Mecnun… Ve aşk, hem ilk söylenen söz oldu hem de son söylenen dizelerde.

“Gökyüzü yine mavi değil bugün,
Belki de Aslı’ya ağıt yakıyor.
Kerem’i unutmuyor, Ferhat’a geçiyor
Şirin için ağlıyor.
Halbuki gülüm, nar tanem
Aslı bir masaldı,
Şirin bir masaldı,
Kerem’le Ferhat’ı bilen yok;
Uzakta kaldı!”

Dünya Şiir Günü kutlu olsun.

[body_format] => rich [alt] => [slug] => siirle-yolculuk [tag] => [url] => [meta_title] => [meta_description] => [created_at] => 2017-03-20 09:47:26 [updated_at] => 2017-03-20 09:47:26 ) ) [3] => Array ( [id] => 99282 [oid] => [devid] => [pool_id] => [site_id] => 64 [user_id] => 176 [author_id] => 175 [type_id] => 1973 [province_id] => 41 [county_id] => 554 [notification_id] => [view_file] => [tag] => [text_on_img] => [coordinates] => [mode] => [status] => published [date_1] => [date_2] => [extra] => [person] => [params] => [published_at] => 2017-03-13 09:45:00 [unpublished_at] => 0000-00-00 00:00:00 [created_at] => 2017-03-13 09:47:22 [updated_at] => 2017-03-13 09:47:22 [deleted_at] => [urls] => Array ( [tr] => /makale/99282/suzan-kayganaci/adim-kadin ) [url] => /makale/99282/suzan-kayganaci/adim-kadin [content] => Array ( [id] => 589037 [site_id] => 64 [src_id] => 99282 [src_type] => Entry [language_id] => 1 [title] => Adım Kadın [description] => Adım Kadın [body] =>

8 Mart 2017 Dünya Emekçi Kadınlar Gününde eşi tarafından öldürülen Aynur Özallı şahsında cinayete kurban gitmiş tüm kadınlara ithafen…

***

Adım kadın
Asya’dan Avrupa’ya kan içinde
8 Mart

Ben anneyim
Ben kardeşim
Ben evlat

Koynumda deli taylarım vardı
Yüreğimde taze menekşe kokusu
Bütün dağlarımı topladım geldim
Kar yağdı, buza kesti her yanım
Adım kadın
Ben Özgecan
Tabutta duvağım, boynunda vebal
Ve kan kırmızı çiçek açtı saçlarım

Bütün dileklerime barış yazdım
Bütün nehirlerimi aynı yöne akıttım
Kanatlarına umut takıp da kuşlarımın
Gökyüzüne bıraktım sessizce
Doğduğum gün evdeki çığlık gibi

Adım kadın
Tarlada ırgatım
Sabanda kırat
Evde temizlikçi, kocaya avrat

Mart goncası, çiçek açmadım daha
Kopardılar dalımdan
Vur teline bağlamanın Neşat’ım
“Kadınlar insandır
Biz insanoğlu…”

Adını sevda koydular
Adını töre koydular
Ölüm fermanımı yazıp mezarıma sundular çiçekleri
Ben Güldünya
Ben Kızılgül
Ben Kardelen
Yok olan hayallerin bedenleri…

Uzunca bir yola çıkıyorum geceden
Torbamda çalınmış hayatlarım
Yüreğimde yarım kalmış umutlar
Gözlerimde donmuş çaresizliğin
Baktığın her yerdeyim şimdi
İçtiğin su
Duyduğun ses
Aldığın nefes

Ben Hindistan
Ben Nairobi
Ben Kenya

Adım kadın
Asya’dan Avrupa’ya kan içinde
8 Mart

[body_format] => rich [alt] => [slug] => adim-kadin [tag] => [url] => [meta_title] => [meta_description] => [created_at] => 2017-03-13 09:47:22 [updated_at] => 2017-03-13 09:47:22 ) ) [4] => Array ( [id] => 98618 [oid] => [devid] => [pool_id] => [site_id] => 64 [user_id] => 176 [author_id] => 175 [type_id] => 1973 [province_id] => 41 [county_id] => 554 [notification_id] => [view_file] => [tag] => [text_on_img] => [coordinates] => [mode] => [status] => published [date_1] => [date_2] => [extra] => [person] => [params] => [published_at] => 2017-03-06 09:22:00 [unpublished_at] => 0000-00-00 00:00:00 [created_at] => 2017-03-06 09:24:25 [updated_at] => 2017-03-06 09:24:25 [deleted_at] => [urls] => Array ( [tr] => /makale/98618/suzan-kayganaci/etkili-sunum-etkili-iletisim ) [url] => /makale/98618/suzan-kayganaci/etkili-sunum-etkili-iletisim [content] => Array ( [id] => 586058 [site_id] => 64 [src_id] => 98618 [src_type] => Entry [language_id] => 1 [title] => Etkili sunum etkili iletişim [description] => Etkili sunum etkili iletişim [body] =>

Bu haftaki yazımı profesyonel yaşamında veya özel yaşamında bir proje üzerinde çalışan ya da bir hedefi olan, bu hedef doğrultusunda yaptığı hazırlıklarla ilgili sunum gerçekleştirmek isteyen genç arkadaşlarım için yazıyorum.
Evet, sunum yapmak, sunum esnasında dinleyicilerle etkili iletişim kurmak, güçlü bir beden dili kullanmak zordur.
Aslında pek çoğumuzun ortak sorunu sunum yapmak değil, kim bilir kaç göz üzerimizdeyken kendimizi, projemizi, çalışmalarımızı anlatma zorluğu ve heyecanıdır. Doğaldır ki bu sorunlar arasında hedefe ulaşmak için de dinleyenleri etkilemek bizi zorlayan bir süreçtir.
Gerek profesyonel yaşamımızda, gerekse özel yaşamımızda kendimizi doğru anlatmak iyi bir iletişimden, iyi bir satıştan geçer. Çünkü düşüncelerimizi, projelerimizi anlatmak ve karşı tarafa kabul ettirmek demek bir satış gerçekleştirmek demektir. Güçlü ve sağlıklı bir İletişim becerisi kazanmak, hangi sektörde çalışırsak çalışalım bizim için birinci öncelik olmalıdır.

***

İletişim, bir mesajı karşı tarafa aktarmak amacıyla kullanılan sözlü, bedensel ya da görsel ifadelerdir.
Ne diyor Mevlana; “Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşındakinin anladığı kadardır.” Evet, iletişim tam da budur; yani aslında iletişim bizim ne anlattığımızdan çok karşımızdakilerin ne anladığıdır.
O nedenle etkili bir sunuş gerçekleştirmek, iyi bir iletişim kurmaya, etkin bir beden dili kullanmaya, güçlü bir sunuş becerisine ve etkili bir planlama ile hazırlık aşamasına bağlıdır.
Sunumu hangi amaçla yapıyor olduğumuz, dinleyici profilimiz, sunumda kullanacağımız araç-gereçlerin doğru hazırlanması, sunumun bir taslak planının oluşturulması, sunumu gerçekleştireceğimiz ortamın sunuma uygun olup olmadığı, fiziksel donanımımızın yeterli olması, sürenin doğru ayarlanması, dinleyici – anlatıcı göz temasının iyi kurulması ile ses ve bedenin etkili kullanılması yapacağımız sunumu etkileyen temel unsurlardır.
Yapacağımız sunumun amacı sadece o sunuma özgü olmalı ve belli başlı soruları içermelidir. Sunum hazırlık aşamasında kendimize soracağımız sorular, hazırladığımız sunumda eksik noktalar kalmaması açısından önemlidir.

***

Örneğin;
Bu sunumu niçin yapıyorum ve sunum sonrasında dinleyicilere hangi konularda destek sağlamış olacağım?
Bu sunumda başarılı olabilmem için hangi araç gerece ihtiyacım var?
Dinleyici grup kimlerden oluşuyor? Yaşları, cinsiyetleri, dil yetenekleri, kültür seviyeleri, statüleri, önceki deneyimleri, beklentileri ne? “ gibi soruların yanıtlanması ve analiz edilmesi, hazırlayacağımız sunumu başarılı ve etkin kılacaktır.
Beynimiz karesel figürleri ve yuvarlak diyagramları daha çok akılda tutacağı için sunum hazırlıklarında bu figürleri ve diyagramları tercih etmek sunumumuzun kalıcı olması açısından önemlidir. Ayrıca, göz ile beyin arasındaki sinirsel bağlantılar, diğer duyu organlarıyla beyin arasındaki sinirsel bağlantılardan yaklaşık olarak 20 kat daha fazla olduğu için dünyayı görsel olarak algılamamız daha ağırlıklıdır. Bu bakımdan sunumlarımızda mümkün olduğunca görsellikten yararlanmalıyız.
Açılış ve kapanış konuşmalarımızı mutlaka önceden ve etkili olacak şekilde belirlemeliyiz. Unutmayalım ki ilk söylenenler ve son söylenenler en çok akılda kalanlardır.
Sunumumuzun etkili olmasını istiyorsak, anlatımlarımızın basit ve anlaşılır olması gerektiğini de unutmayalım.

***

İnsanlar duyduklarının sadece %10’luk kısmını bir gün sonra hatırlayabilirler. Farklı tekrarlar yapılarak bu oranı yükseltebilir ve sunumumuzun akılda kalıcılığını sağlayabiliriz. Bunun için, her bölümün sonunda kısa özetler geçmek, sunum içeriğini kısaca anlatan bol görselli notlar hazırlayarak dinleyicilere sunmak iyi olur.
Sunum sırasındaki en etkili silahlarımızdan biri sesimiz diğeri bedenimizdir. Katılımcılara daha rahat ulaşabilmek ve iletmek istediğimiz mesajı iyi verebilmek için sesimizi bedenimizi etkili bir şekilde kullanmalıyız. Güvenilir bir imaj çizebilmek için beden dilinin kullanımı çok önemlidir. İyi bir sunum yapmak istiyorsak, sunum konusu ve sunum yapılan ortamla, kullandığımız sözcüklerle bütünleşen jest ve mimikler kullanmaya özen göstermeliyiz. Jest ve mimiklerin yanında, iyi bir beden duruşu da dinleyicilerde olumlu etki bırakacaktır.
Beden dili, bir sunumda sözlü iletilen mesajlardan daha önemli bir iletişim kaynağıdır. Kullandığımız beden diliyle hem fiziksel hem de duygusal düzeyde mesajlar iletir; fiziksel olarak, yorgun ya da enerjik olup olmadığımızı ifade eder; duygusal olarak sıkıntılı, kaygılı, heyecanlı, neşeli, rahat olma durumumuzla ilgili mesajlar verebiliriz.
Ayrıca, biliyoruz ki, güçlü bir kişisel imajı; ancak güçlü bir beden anlatabilir. Bu nedenle etkili bir kişisel imaj yaratmak için kendimizde belirlediğimiz eksiklikleri mutlaka en kısa zamanda tamamlamaya çaba göstermeli, bunun için profesyonel kişilerden de destek almalıyız.

[body_format] => rich [alt] => [slug] => etkili-sunum-etkili-iletisim [tag] => [url] => [meta_title] => [meta_description] => [created_at] => 2017-03-06 09:24:25 [updated_at] => 2017-03-06 09:24:25 ) ) [5] => Array ( [id] => 96645 [oid] => [devid] => [pool_id] => [site_id] => 64 [user_id] => 170 [author_id] => 175 [type_id] => 1973 [province_id] => 41 [county_id] => 554 [notification_id] => [view_file] => [tag] => [text_on_img] => [coordinates] => [mode] => [status] => published [date_1] => [date_2] => [extra] => [person] => [params] => [published_at] => 2017-02-27 12:44:00 [unpublished_at] => 0000-00-00 00:00:00 [created_at] => 2017-02-27 12:53:12 [updated_at] => 2017-02-27 12:53:12 [deleted_at] => [urls] => Array ( [tr] => /makale/96645/suzan-kayganaci/kurumsal-yapilarda-stratejik-liderin-onemi-ve-ozellikleri ) [url] => /makale/96645/suzan-kayganaci/kurumsal-yapilarda-stratejik-liderin-onemi-ve-ozellikleri [content] => Array ( [id] => 581788 [site_id] => 64 [src_id] => 96645 [src_type] => Entry [language_id] => 1 [title] => Kurumsal Yapılarda Stratejik Liderin Önemi ve Özellikleri [description] => [body] =>

Geçen haftaki yazımda, strateji ve SWOT üzerine odaklanarak, stratejinin ve planlamanın kurumsal yapılarda nasıl bir gelişme sağladığını vurgulamış; bu gelişmenin sağlanabilmesinin iyi bir planlamadan ve iyi bir mevcut durum analizinden geçtiğini, bunun için de kurumun SWOT analizinin doğru, şeffaf, tarafsız ve abartılmadan yapılması gerektiğini anlatmıştım. Bütün bunlar ne yazık ki kendi başına ve ol denince olmuyor. Her konuda olduğu gibi bu konuda da sağlıklı bir ilerlemenin gerçekleşmesi, kurumların hedeflenen başarıya ulaşabilmesi için iyi bir stratejik lidere ihtiyaç vardır. Birçok önemli özelliğe sahip olması gereken stratejik lider, değişimin gerekli olduğu durumları öngören ve bu geçiş sürecini yaptığı iyi bir planlama ile başarıya taşıyan kişidir. Vizyonerdir. Stratejik planlama süreçlerini ve kurumun mali politikasını iyi bilir; çözüm odaklıdır, karşılaşılabilecek krizlere karşı her zaman bir “B” planı vardır ve iyi bir pazar araştırması yaparak pazar odaklı çalışmayı ihmal etmez. İç ve dış çevreyi, kurumun içinde bulunduğu koşulları doğru analiz ederek doğru zamanda uyguladığı doğru stratejilerle kurum vizyonuna değer katar.

Günümüzde giderek hızlanan değişim süreci karşısında kurumların varlıklarını sürdürebilmeleri, geçiş süreçlerini başarı ile tamamlayabilmeleri liderlerinin bu özelliklere sahip olmasına bağlıdır. İyi bir stratejik lider, öncelikle iyi takım kurar; takımını, kurum hedeflerine ulaşılması konusunda motive eder, geliştirir, uygun yöntemler uygular, takım içi etkileşim ve iletişimin en üst seviyede oluşmasını sağlar. Takımına, kurum hedeflerini en anlaşılabilir açıklıkta anlatır, görev tanımlarını ve sorumluluk alanlarını takım üyeleriyle birlikte belirleyip netleştirir, çalışanların sürece dahil olmasını sağlayarak aidiyet duygusunu güçlendirir.

Süreç sonlarında gözlemlerini paylaşarak değerlendirme yapar, başarıyı değerlendirir bunun için çeşitli ödüllendirme fırsatları yaratır ve kupayı takım arkadaşlarıyla birlikte kaldırarak onları motive eder. Zaman zaman takım arkadaşlarının baltalarını bilemelerine olanak sağlar. Takım performansını gözlemlerken belirlediği kritik noktaları takım arkadaşlarıyla paylaşır, eğer gerekiyorsa sorumluluk ve görev alanlarında değişiklik yaparak doğru elemanın doğru işle buluşmasını sağlama yoluyla iş verimliliğini en üst seviyeye taşır. Takımına iyi rehberlik yaparak gerek özel yaşamdan gerekse kurum içi yaşantıdan kaynaklanan sorunların çözümüne destek olur.

İyi bir stratejik lider, takım arkadaşları için iyi bir mentördür. Arkadaşlarının çalışma alanlarıyla ilgili gelişimlerini sağlayabilmek için eğitim ve gelişim rehberliği yapar, bireysel beceri ve yeteneklerinin gelişimini destekler; iş sorumluluğunu yerine getirmeleri konusunda geribildirim verir. Kendi yaşantısından edindiği önemli deneyimleri arkadaşları ile paylaşarak onların karşılaştıkları ya da karşılaşabilecekleri konularda örnek deneyim edinmelerine rehberlik yapar.

Arkadaşlarını tanımak için çaba harcar, özen gösterir; takım arkadaşlarının her birinin performansını ve eğitim ihtiyacını belirler, arkadaşlarının eğitim ihtiyaçlarını kurum içi eğitimlerle ya da kurum dışından alınabilecek profesyonel desteklerle sağlar. Takım üyesi arkadaşlarını bireysel olarak eğitim ihtiyacı yönünden desteklerken aynı zamanda takımın tamamının da eğitim düzeyini artırmış olur. Bireysel gelişim görüşmelerinde takım arkadaşlarına, kendilerini değerli ve takımın vazgeçilmez bir parçası olduklarını hissettirir. Böylece karşılıklı olarak oluşturulan güven, enerjiden sinerjiye dönüşerek mutlu, motivasyonu güçlü, paylaşımcı takım üyelerinin oluşmasına katkı sağlar.

İyi bir stratejik lider, emeğe, emeğin hakkına saygı duyarak kendinden önce takım üyelerinin maddi anlamda iyileşmesini önemser. Çünkü, her anlamda sorunları çözülmüş bireyler, liderlerinin gösterdiği hedefe odaklanmış başarı tutkusuyla koşarlar…

Kıssadan Hisse

Bir gün çok güçlü bir oduncu kereste tüccarından iş istemiş. Ve işe alınmış. İşin hem ödeme hem çalışma koşulları çok iyiymiş. Bu nedenle oduncu elinden geleni yapmaya karar vermiş. Patronu ona bir balta vermiş ve çalışacağı bölgeyi göstermiş. Oduncu büyük bir gayretle , ilk gün tam 18 ağaç keserek getirmiş.

-Tebrikler ,demiş patron. Çalışmana böyle devam et.

Patronun bu söylediklerinden daha motive olan oduncu, ertesi gün çok daha gayretle çalışmış. Ama ancak 15 ağaç kesip getirebilmiş. Bu durumdan biraz mahçup olmuş. Üçüncü gün,bunu telafi edeyim diye gayret etmiş. Ama sadece 10 ağaç kesip getirebilmiş. Her geçen gün kesebildiği ağaç sayısı git gide daha da azalmaya başlamış. Gücümde ve kuvvetimde azalma oluyor, diye düşünmüş oduncu. Ve patronuna giderek özür dilemiş. Çok çalıştığını, fakat kestiği ağaç sayısının giderek azaldığını söylemiş. Bunun nedenini de tam olarak çözemediğini ifade etmiş.

Patronu: En son baltayı ne zaman biledin? diye sormuş.

-Bilemek mi! ?diye cevap vermiş oduncu. Odun kesmekle o kadar meşguldum ki, baltayı bilemek hiç aklıma gelmedi. demiş.

[body_format] => rich [alt] => [slug] => kurumsal-yapilarda-stratejik-liderin-onemi-ve-ozellikleri [tag] => [url] => [meta_title] => [meta_description] => [created_at] => 2017-02-27 12:53:12 [updated_at] => 2017-02-27 12:53:12 ) ) [6] => Array ( [id] => 96208 [oid] => [devid] => [pool_id] => [site_id] => 64 [user_id] => 176 [author_id] => 175 [type_id] => 1973 [province_id] => 41 [county_id] => 554 [notification_id] => [view_file] => [tag] => [text_on_img] => [coordinates] => [mode] => [status] => published [date_1] => [date_2] => [extra] => [person] => [params] => [published_at] => 2017-02-20 09:32:00 [unpublished_at] => 0000-00-00 00:00:00 [created_at] => 2017-02-20 09:35:37 [updated_at] => 2017-02-20 09:35:37 [deleted_at] => [urls] => Array ( [tr] => /makale/96208/suzan-kayganaci/strateji-ve-swot ) [url] => /makale/96208/suzan-kayganaci/strateji-ve-swot [content] => Array ( [id] => 578980 [site_id] => 64 [src_id] => 96208 [src_type] => Entry [language_id] => 1 [title] => Strateji ve SWOT [description] => Strateji ve SWOT [body] =>

Strateji, Yunan mitolojisinde akıl, sanat, strateji, barış ve savaşın tanrıçası Athena kaynaklı, temelde savaş sanatını anlatan askeri bir terim olmakla birlikte, zamanla ulusların kaynaklarını ve silahlı güçlerini kontrol altına almak, geliştirmek ve yönetmek anlamına gelen bir kavrama dönüşmüştür.
Geçen süreç içerisinde strateji teriminin içi farklı anlamlarda doldurulmuş ve Harvard Üniversitesi profesörlerinden Michael Poster tarafından strateji, “ Herhangi bir işte nasıl rekabet edileceğini anlatan geniş formül” şeklinde tanımlanarak literatürde yeniden anlam kazanmıştır.

***

Stratejinin temeli rekabettir ve rekabet, müşteriler için ekonomik yarar ya da farklı bir değer yaratarak şirketleri diğerlerine göre daha avantajlı bir duruma getirir. Şirketler ne kadar fark yaratırlarsa o kadar avantajlı duruma gelirler; bu duruma gelebilmeleri için de her birinin, diğerinde olmayan benzersiz avantajlara sahip olması gerekir. Şirketler, diğerlerinde olmayan farklı ve benzersiz avantajlar yakalayıp sahip oluncaya dek araştırma yapmalı, mücadele etmeli, rekabet gücü yaratarak farklılaşmalıdırlar. Çünkü şirketler ancak, rekabet stratejisiyle ayakta kalarak paydaşları arasında hem önemli bir üstünlük hem de güçlü bir değer yaratırlar.
Buradan hareketle stratejiyi tanımlarsak, strateji, bir kurumun farklılaşma yoluyla rakipleri üzerinde avantaj sağlama planıdır.

***

İş dünyasında önemli olan pek çok nokta gibi, strateji oluşturma ve uygulama aşamasına da bir süreç olarak bakılmalıdır.
Strateji oluşturma süreci genellikle inceleme, araştırma ve analiz ile şirketin uzun vadede nelere öncelik vermesi gerektiğine ilişkin üst yönetimin öncelik sıralamasıyla başlar. Bunun için dışarıya bakmak, dış ortamdaki tehditleri, fırsatları yakalamak; tanımlamak; paydaşları ve ortamı iyi analiz etmek çok önemlidir. Bir kurumun stratejisi, o kurumun misyonundan kaynaklanan hedefleriyle başlar. Kurum hedefleri, sürekli olarak kurumun iç yapısından ve dış çevre koşullarından etkilenir.

***

Şirketlerin hedefleri ve stratejik seçimleri, iç ve dış koşulların değerlendirilmesiyle belirlenir. Bu nedenle, planlayıcıların SWOT analiziyle şirketin güçlü ve zayıf yönlerini, fırsat ve tehditlerini iyi belirlemeleri, atacakları adımları ve hazırlayacakları planları buna göre oluşturmaları gerekir.

***

Yeni bir strateji belirlerken ya da var olan stratejiyi revize ederken, finansal kapasiteyi hesaba katmak çok önemlidir. Eğer finansal kapasite dikkate alınmazsa, çok kritik sonuçlarla karşılaşılabilinir. Ayrıca, iyi bir strateji oluşturabilmek ve uygulayabilmek için şirket çalışanlarının da yetkinlik alanlarını iyi tanımlamak ve değerlendirmek gerekir. Burada dikkat edilmesi gereken diğer önemli konu ise, şirketin değişime ne kadar hazır olduğunun iyi bilinmesi, kurum kültürünün çalışanlar tarafından içselleştirilip içselleştirilmediğinin de farkında olunmasıdır.
Bütün şirketlerin çevresinde rakipleri, tedarikçileri, müşterileri ve de denetleyici firmaları bulunur. Bunlar, şirketlerin büyüyüp gelişmelerinde, kâr oranlarını arttırmalarında etkili rol oynar. Şirketlerin bu etkenleri dikkate alarak stratejik seçimlerini ve hedeflerini belirleyen tehditleri ve fırsatları açığa çıkarmaları, tehdit olarak görülen unsurları da fırsata dönüştürmeleri gerekir. Bu yüzden şirketlerde mevcut durum analizlerinin ciddi, açık ve şeffaf olarak yapılması, şirketin çok net bir fotoğrafının çekilmesi gerekir ki ilerleme ve gelişme de o oranda güçlü ve sağlam olsun.
Profesyonel olarak her ne iş yaparsanız yapın, başarılı olabilmek için iyi bir strateji yaratmak ve daha sonra da yarattığınız bu stratejiyi en iyi şekilde uygulamak ön koşul olmalıdır. Eğer rekabetin giderek arttığı bir piyasa içindeyseniz bu yaşamsal bir önem taşıyor demektir. Hızla değişen ve gelişen koşullar nedeniyle gelişmeleri dikkatle gözlemlemek, atılması gereken adımları önceden kestirmek, planlamak gerekir. Bu yol haritasının çizilmesinde bir sorunla karşılaşmamak ve başarılı bir süreç izleyerek olmak istediğiniz yere en az hata ile varabilmek için bir plan yapmak gerekir. İşte strateji budur.
Büyümek, gelişmek gibi ciddi bir hedefiniz varsa, sizi o hedefe taşıyacak stratejik plan yapmanın temel koşulu olan SWOT’unuzu da en şeffaf, en açık biçimde yapıp kurum çalışanlarıyla paylaşmalı, beyin fırtınası ile plan oluşturmalı ve yolunuza iyi bir planla devam etmelisiniz.
En kötü plan bile plansız yola çıkmaktan daha iyidir.

[body_format] => rich [alt] => [slug] => strateji-ve-swot [tag] => [url] => [meta_title] => [meta_description] => [created_at] => 2017-02-20 09:35:37 [updated_at] => 2017-02-20 09:35:37 ) ) [7] => Array ( [id] => 95260 [oid] => [devid] => [pool_id] => [site_id] => 64 [user_id] => 176 [author_id] => 175 [type_id] => 1973 [province_id] => 41 [county_id] => 554 [notification_id] => [view_file] => [tag] => [text_on_img] => [coordinates] => [mode] => [status] => published [date_1] => [date_2] => [extra] => [person] => [params] => [published_at] => 2017-02-06 09:22:00 [unpublished_at] => 0000-00-00 00:00:00 [created_at] => 2017-02-06 09:25:08 [updated_at] => 2017-02-06 09:25:08 [deleted_at] => [urls] => Array ( [tr] => /makale/95260/suzan-kayganaci/yazmak-kendine-yurumektir ) [url] => /makale/95260/suzan-kayganaci/yazmak-kendine-yurumektir [content] => Array ( [id] => 574644 [site_id] => 64 [src_id] => 95260 [src_type] => Entry [language_id] => 1 [title] => Yazmak kendine yürümektir   [description] => Yazmak kendine yürümektir   [body] =>

Yakın bir arkadaşımla onun evinde buluştuk, geçenlerde.

Uzun zaman olmuş, sıcak bir ortamı, sıcak bir kahveyi ve dostluğumuzu paylaşmayalı.

Havadan, sudan, eski anılardan, okul yıllarından konuştuk, uzun uzun. Tadına doyamadığım hatta damağımda kaldığı bir buluşma oldu, benim için. Sanırım arkadaşım için de öyle…

Ne çok biriktirmişiz, paylaşacak, anlatacak hatta dertleşecek ne çok şeyimiz olmuş, görüşemediğimiz yıllar içerisinde.

Anlatsak bitmiyor, sussak olmuyor…

***

Bazen sohbet ediyoruz içi anılarla dolu, bazen paylaşımlar yapıyoruz okuduğumuz kitaplardan, yazarların tarz, yaklaşım ve anlayışlarından.

Kitap kokusunu severim, bir de kitaplıkta sıkışıp kalmış geçmiş yıllara inat üzerinde hala matbaa kokusu barındıran eski dergi ve gazeteleri.

Arkadaşımın çok güzel bir kitaplığı var. Klasikler, şiir kitapları, dergiler, eski gazeteler…

Karıştırdığım dergiler arasından “KİTAP-LIK” adlı bir dergi geçti elime. İlgimi çekti, merak edip inceledim. Nilüfer Kuyaş’ın, “Kedi, kadın yazar ve erkek üçlemesi” üzerine bir öyküsü çarptı gözüme, büyük bir merakla okudum. Nilüfer Kuyaş, öyküsünün bir yerinde diyor ki: “Yazmak imkânsıza yürümektir; yazılması imkansız olana.”

***

Peki, imkansız olan nedir ki diye düşündüm.

“İmkansız olan” korku yaratıp cesaretimizi kırmaz mı?

Daha ilk baştan teslim olmamıza neden olmaz mı?

Okuduklarım beni çok eskilere, kalemimi kendime çevirdiğim, yazmaya çalıştığım, yazdıkça yenilendiğim ama paylaşmaktan da korktuğum, çekindiğim yıllara götürdü.

O zamanlar hatta bazen şimdi bile her yazdığımı paylaşmam. Çünkü yazmak çok özel bir eylem… Herkes yazar, iyi ya da kötü ama mutlaka herkes yazdığını aynı cesaretle paylaşamaz. İçinizden geçenleri yazarsınız, dünya görüşünüzü yazarsınız, sezgilerinizi yazarsınız, hayallerinizi yazarsınız…

***

Yazılacak o kadar şey var ki…

Yazarsınız da bunları paylaşmak ister misiniz? Başkaları da okusun, görsün düşüncelerinizden haberdar olsun ister misiniz?

En sıklıkla düşündüğüm şey, yazdıklarımın önce ben olması, beni anlatması olmuştur. Çünkü insan kendini tanıdıkça, ne olduğunun farkına daha iyi vardıkça, kendini ötekinin yerine koydukça, empati yaptıkça kalemi güçleniyor. Çünkü, bildiğinizi, tanıdığınızı yazıyorsunuz. Asıl işi kolaylaştıran da bu…

Ben yazmayı ne zaman denesem, ne zaman eli yüzü düzgün satırlara dalsa kalemim önüme hep başka yollar, başka virajlar çıkar. Yazı benimle başlar, başkasıyla, başkalarıyla biter çoğunlukla. Oysa en iyi anlatılan şey, en iyi bilinen en iyi tanınan şeydir. İnsan en iyi ve en çok kendini tanır, kendinden yola çıkarak ötekini anlatır; dolayısıyla sözcükler, kendi yatağında akmaya başlayarak insana ulaşır.

Yazmak kendine yürümektir; yazmak yazdıkça kendin olmaktır; canın acıya acıya ama, eteğindeki taşları da döke döke hafiflemek, huzur bulmaktır bana göre…

Eğer yazabilmişsen, okuyucunun “Ne demek istiyor?” sorusunu sormasına, satırları sorgulamasına fırsat vermezsin. Çünkü, iyi bir yazıda okuyucu da yazarla birlikte yola çıkar, kendine varır ve eteğindeki taşları döke döke hafifler.

Çünkü yazmak, en yorgun anında okuyucuyu, serin sulara bırakarak rahatlatmaktır, imkânsız olana yürütmek değil…

[body_format] => rich [alt] => [slug] => yazmak-kendine-yurumektir [tag] => [url] => [meta_title] => [meta_description] => [created_at] => 2017-02-06 09:25:08 [updated_at] => 2017-02-06 09:25:08 ) ) [8] => Array ( [id] => 94885 [oid] => [devid] => [pool_id] => [site_id] => 64 [user_id] => 170 [author_id] => 175 [type_id] => 1973 [province_id] => 41 [county_id] => 554 [notification_id] => [view_file] => [tag] => [text_on_img] => [coordinates] => [mode] => [status] => published [date_1] => [date_2] => [extra] => [person] => [params] => [published_at] => 2017-01-30 09:44:00 [unpublished_at] => 0000-00-00 00:00:00 [created_at] => 2017-01-30 09:57:40 [updated_at] => 2017-01-30 23:24:53 [deleted_at] => [urls] => Array ( [tr] => /makale/94885/suzan-kayganaci/uc-farkli-kusaktan-sinerji-yaratma ) [url] => /makale/94885/suzan-kayganaci/uc-farkli-kusaktan-sinerji-yaratma [content] => Array ( [id] => 574231 [site_id] => 64 [src_id] => 94885 [src_type] => Entry [language_id] => 1 [title] => Üç farklı kuşaktan sinerji yaratma [description] => [body] =>

ÜÇ FARKLI KUŞAKTAN SİNERJİ YARATMA

İçinde bulunduğumuz dönem üç farklı kuşağın aktif olarak çalışma yaşamı içerisinde sorumluluğu ve iş hayatını paylaştığı bir dönemdir ve işletmelerin yöneticilik pozisyonlarında da genellikle X kuşağı temsilcileri bulunmaktadır. Bu üç kuşağı tarihsel süreçleri içerisinde ve doğduğu yıllara göre incelediğimizde; ilk sırayı 1946 – 1964 yılları arasında doğan ve Baby Boomers olarak adlandırılan kuşağın aldığını bilimsel verilere dayalı olarak görmekteyiz.

II. Dünya Savaşı’ndan 1964 yılına kadar geçen sürede doğanları kapsayan bu kuşak, bebek patlaması kuşağı olarak da adlandırılıyor. II. Dünya Savaşı’ndan sonra doğan çocukların oluşturduğu bu kuşağa mensup bireylerin okul ve gençlik yılları, 1960’ların kültürel gelişim süreci ile karşımıza çıkar. Kuşağın en önemli özelliği kadın-erkek eşitliğine olan inançları, ırk ayrımına karşı mücadeleleri ve çevre sorunlarına duyarlılıklarıdır. İşbirliğine ve onaya dayalı bir yönetim anlayışında çalışmaktan hoşlanan kuşak, kurallar bütünlüğüne uyum sağlamayı, çalışma ortamında katılımcı olmayı ve ekip ruhunu ön planda tutar.

1965 - 1980 yılları arasında doğan kuşağa ise X kuşağı denir. X kuşağı iyi bir statü, iyi bir gelir ve iyi bir sosyal ortamda yaşamaktan hoşlanıyor. İş yaşamında sadık, kanaatkar ve sebatkar oldukları için aynı işte uzun yıllar çalışıp, ilk başladıkları işten de emekli oluyorlar. Kariyerlerine önem verirler; teknolojinin baş döndüren hızına uyum sağlamak zorunda olduklarını bildikleri için bu konuda da zorlu bir mücadele içindedirler. Toplumsal sorunlara karşı duyarlı, iş motivasyonu yüksek ve aynı zamanda otoriteye saygılıdırlar. Kadınların aktif olarak iş gücüne katılmasını önemseyen kuşak için özgürlük önemlidir. X kuşağı üyeleri, sınırların esnek olduğu çalışma ortamlarından hoşlanırlar. Gelenekselci yapıya karşı tepkilidirler. Araştırma yapmaktan, gezmekten hoşlanırlar. Çalışma ortamı ve çalışma sürelerinin kendi özgürlükleri dikkate alınarak belirlenmesini isterler. Yalnız çalışmaktan hoşlanan, sabırsız ve iş odaklı bireylerdir. İş hayatlarıyla özel hayatlarının bir denge içerisinde olmasına önem verirler.

1980-1999 yılları arasında doğanların oluşturduğu Y kuşağı ise, günümüz dünyasını etkileyen, işletmeleri pazarlama konularında ve kaynakların yönetilmesi açısından etkin politikalarla yönlendiren kuşaktır. Özgüvenleri güçlü, hedef odaklı, sosyal sorumluluğa zaman ayıran, farklılıklara saygı gibi önemli değerleri bulunan, bu değerleri içselleştirerek yaşamlarında uygulayan Y kuşağı, iş dünyasına bu anlamda farklı bir soluk getirmiştir. Teknolojiyi hayatlarında aktif bir biçimde kullanan Y kuşağı, fark yaratmaktan ve fark edilmekten hoşlanan, değişime açık, destekleyicidirler. Y kuşağı için iletişim ve işbirliğinde en önemli nokta, takdir ve geribildirimdir. Çocukluk yıllarında her hareketine çevresinden olumlu geri bildirim alan bu kuşak, doğal olarak iş hayatında da sürekli övülme ve takdir edilme beklentisi içerisindedir.

Peki yukarıda özelliklerinden söz ettiğimiz ve birbirlerinden çok farklı özelliklere sahip bu kuşaklar çalıştıkları şirketlerde çatışmadan uzak, üretken bir iş ortamını nasıl oluşturabilirler?Elbetteki bu noktada şirket liderlerinin sürece çözüm odaklı yaklaşımları, şirketlerin olmazsa olmazı eğitim süreçlerinin iyi yönetilmesi ve çeşitli organizasyonlarla kuşakların birbirlerine yakınlaştırılmasının gerekir. Bu olumlu beklenti ve çözüm noktası için öncelikli olarak şirket çalışanlarının iyi analiz edilmesi, şirket İK’cılarının aktif ve çözüm üreten tavır ve çalışmaları önemlidir. Çeşitli uygulamalarla Baby Boomerslerin amaç odaklı pozitif yaklaşımları, özgürlükçü yapıları, barışçıl davranışları ile X kuşağının güvenilir, mücadeleci yapıları, Y kuşağının uyum gösterme hızları, değişime ve yaratıcılığa olan istek ve yatkınlıkları buluşturulmalıdır.

Kuşaklar arası mentörlük uygulamalarına önem verilmeli, koçluk temelli iletişim ortamları ile şirketler, ekipleri içinde bulunan bu üç kuşağın özelliklerini aynı noktada bir enerjiye dönüştürmeli, Y kuşağının enerjisi ile X kuşağı ve Baby Boomerslerin deneyimleri birleştirilmelidir. Olaylara ve durumlara farklı bakılmasından, farklı yaklaşım ve farklı çözüm önerileri sunulmasından doğan bu enerjinin gerçek ve güçlü bir sinerjiye dönüşmesi sağlanmalı, şirketlerin evrensel başarıya ulaşmaları hedeflenmelidir.

[body_format] => rich [alt] => [slug] => uc-farkli-kusaktan-sinerji-yaratma [tag] => [url] => [meta_title] => [meta_description] => [created_at] => 2017-01-30 09:57:40 [updated_at] => 2017-01-30 23:24:53 ) ) [9] => Array ( [id] => 94416 [oid] => [devid] => [pool_id] => [site_id] => 64 [user_id] => 176 [author_id] => 175 [type_id] => 1973 [province_id] => 41 [county_id] => 554 [notification_id] => [view_file] => [tag] => [text_on_img] => [coordinates] => [mode] => [status] => published [date_1] => [date_2] => [extra] => [person] => [params] => [published_at] => 2017-01-23 09:57:00 [unpublished_at] => 0000-00-00 00:00:00 [created_at] => 2017-01-23 09:59:14 [updated_at] => 2017-01-23 10:00:36 [deleted_at] => [urls] => Array ( [tr] => /makale/94416/suzan-kayganaci/efqm-mukemmellik-modeli-ve-kuresellesme ) [url] => /makale/94416/suzan-kayganaci/efqm-mukemmellik-modeli-ve-kuresellesme [content] => Array ( [id] => 573614 [site_id] => 64 [src_id] => 94416 [src_type] => Entry [language_id] => 1 [title] => EFQM Mükemmellik Modeli ve Küreselleşme [description] => EFQM Mükemmellik Modeli ve Küreselleşme [body] =>

Voltaire diyor ki; “ En iyi, iyinin düşmanıdır.”

O halde en iyi olamadığımız sürece, bizi gölge gibi takip eden güçlü bir düşmanla baş etmek zorundayız. Beklentilerimiz ile dünyada yalnız yaşamadığımız düşünüldüğünde, en iyi olmak, mükemmeli yakalayabilmek ve yakaladığımız noktada tutabilmek için sürekli mücadele etmeliyiz.

İnsanlar ve uluslar arasındaki sosyal, siyasal, ekonomik ilişkilerin zamanla gelişmesi; farklı toplum, farklı kültür, farklı inanç ve beklentilerin daha ayrıntılı olarak tanınması, uluslararası anlamda ilişkilerin gittikçe yoğunlaşması küreselleşme denilen kavramın doğmasına ve hayatımızın birinci derecede etkilenmesine neden oldu.

Küreselleşme, içinde yaşadığımız şu dönemde hemen her alanda gözlemlediğimiz çarpıcı değişikliklerle kendini gösterdi ve bazen anlamakta, anlamlandırmakta zorlandığımız karmaşık bir dünya içinde yaşamamızı zorunlu hale getirdi.

Artık eskiye oranla daha fazla etkileşerek iletişime geçme zorunluluğunu hissetmekteyiz. Bu etkileşim, farkında olarak ya da olmayarak hayatımızda şekilsel etkiler yaratmış ve küresel ağ dediğimiz kavram, uzak diyarlardan gelerek yaşam anlayışımızı, bakış açılarımızı, iş hayatımızı güçlü anlamda değiştirmek üzere bir mücadeleye girmiştir.

Küreselleşme, gittikçe küçülen dünya üzerinde ciddi anlamda bir rekabet ortamı yaratmış, firmaların “Kalite” konusuna bakış açıları değişmiştir. Böylece kalite, sadece müşteriye sunulan hizmetteki mükemmelliğe ulaşmak olmaktan çıkmış aynı zamanda yönetim alanında da mükemmelliği yakalamayı amaç edinmiştir. Farkındalığı güçlenen ve rekabetin gerçek yüzünü gören firmalar, yönetimde de mükemmelliğe erişebilmek için dünyada yol gösterici olarak kabul edilen modelleri kendi yönetim sistemlerine uygulamaya başlamışlardır.

Bu Kalite Yönetimi modellerinden en önemlisi Avrupa Kalite Yönetimi Vakfı tarafından oluşturulmuş olan “EFQM Mükemmellik Modeli”dir.

EFQM Mükemmellik Modeli, mükemmellik yolculuğuna çıkan firmalara, öz değerlendirme çalışması aracılığıyla bu yolculuğun neresinde olduklarını, güçlü ve zayıf yönlerini gösteren, firmalar için nelerin fırsat nelerin tehdit olarak algılanması gerektiğini ortaya koyan, bir anlamda firmaların kendi fotoğraflarını çekmelerine ve yol haritalarını çizmelerine yardımcı olan, uygun çözümler sunan, pratik ve aynı zamanda stratejik açıdan önemli bir araç olarak değerlendirilebilir.

Temel kavramların yapılandırılmış bir yönetim sistemi biçiminde yaşama geçirilmesinin ifadesi olan EFQM Mükemmellik Modeli, Avrupa’dan doğup başka ülkelerde sayısızca kuruluş tarafından benimsenen, kullanılan bir kalite sistemine dönüşmüştür. Kendini geliştirmek ve sıfır hataya ulaşmak; iç ve dış müşteri memnuniyetini “mükemmel”e taşımak isteyen özel ve kamu kurum ve kuruluşları bu modeli uygulayarak tahmin edilemeyecek kadar başarılı sonuçlar yaratmışlardır.

Şimdi burada şunu sorgulamak gerekir: Mükemmellik yalnızca bir teori midir?

Tabii ki hayır! Mükemmellik, firmaların temel hizmet süreçlerinin ve bu süreçleri etkileyen alanların iyileştirilebilmesi için izlenmesi gereken ve somut sonuçların elde edildiği; elde edilen mevcut durumun iyileştirilip iyileştirilemeyeceği ya da iyileştirilen süreçlerin sürdürülebileceğine ilişkin kanıtların mevcut olup olmadığının kontrol edildiği bir yolculuktur. Yani EFQM Mükemmellik Modeli, firmaları hep yolda tutan, çıtanın sürekli olarak yükseltildiği, müşteri odaklı, süreçlerin kontrolü ve iyileştirilmesi esasına dayanan, girdileri hatasız çıktılara dönüştüren bir kalite yolculuğudur.

Kaliteli ürün ve hizmet üretmenin, sadece o ürün ve hizmeti üretenlerin sorumluluğunda olmadığı; bu sorumluluğun yönetimle birlikte tüm çalışanların sorumluluğunda bulunduğu artık ciddi anlamda kabul gören bir gerçektir. Bu anlamda Kalite Yönetimi, karlılık, amaç ve rekabet edilebilirlik ile insan, bilgi kaynağı ve kalite geliştirme çabalarını birleştirerek, müşteri tatmini yönünde ürün ve hizmetlerin sürekli olarak iyileştirilmesini sağlayacak kapsamlı bir stratejidir. Bu noktadan bakıldığında EFQM Mükemmellik Modelinin, organizasyonlar açısından önemli bir stratejik araç niteliği taşıdığı görülmektedir.

Araştırmaların ve çalışmaların gösterdiği sonuç şudur ki, hem iş kalitesinde hem de ürün kalitesinde ciddi ve başarılı sonuçlar elde etmiş; müşteri memnuniyetini sağlayarak hizmet kalitesindeki beklentiyi memnuniyet verici bir seviyeye getirmiş kurumlar, süreç odaklı çalışan, EFQM Mükemmellik Modeline inanmış ve stratejik olarak bu doğrultuda hareket eden kurumlardır.

Küreselleşen dünyada rekabetin en temel unsur olduğu ve bu rekabet içerisinde kalitenin önemine inanarak gereklerinin yapılmasının doğru reçete olduğu düşüncesinden hareket edersek, firmaların, kurum ve kuruluşların fark yaratmak, kaliteyi yakalamak ve sürdürebilirliğini sağlamak için süreçlerini iyi yönetmeleri amacıyla bu modeli uygulama çabaları doğal, mantıklı bir o kadar da önemli sonuçtur. Çünkü EFQM Mükemmellik Modeli, toplam kalite anlayışında ve uygulamalarında kuruluşlara sadece referans olmaz, aynı zamanda yerel, ulusal ve uluslar arası pazarlarda rakiplerine oranla daha güçlü, daha şanslı olma olanağı sunarak, vizyoner bir yapı oluşturmalarına önemli katkılar sağlar.

Özellikle gelişmekte olan küçük ölçekli firmaların dikkatine sunulur.

[body_format] => rich [alt] => [slug] => efqm-mukemmellik-modeli-ve-kuresellesme [tag] => [url] => [meta_title] => [meta_description] => [created_at] => 2017-01-23 09:59:14 [updated_at] => 2017-01-23 10:00:36 ) ) ) )

Sosyal Anket

Kartepe`nin en önemli sorunu nedir?


YÜKLENİYOR