İleri gitmek ekonomiyle değil ahlakla olur

Toplum olarak acayip bir hal aldık. Biz böyle bir topluluk değildik diyeceğim ama her şey bu kadar ani ve birdenbire olduğuna göre aslında demek ki biz böyle bir toplummuşuz ama içimizde saklıyormuşuz bazı şeyleri.

Bizim insanımız, halkımız yardımı seven, garibana, ihtiyaç sahibine el uzatan, yere düşeni kaldıran bir toplumdu. Tanısın tanımasın bunu yapan bir toplumdu. Yiyeceğini, giyeceğini, evini, varsa parasını gözünü kırpmadan paylaşan bir topluluktuk biz. Maalesef topluluktuk diyebiliyorum ancak. Çünkü şu an biz böyle bir topluluk değiliz. Şu an benim yaş gurubumun pek de tanımadığı bir toplum geziyor ortalıkta.

Eyvallah eskiden de para değerliydi. Hatta belki bu günden bile değerliydi. Yoktu çünkü. Şimdi çok ya, herkes benim daha çok olmalı yarışının içerisinde diye düşünüyorum. Dostlukların altınızdaki araba, oturduğunuz ev, cebinizdeki para ve mevkiiniz üzerine kurulduğu bir dünyayı yaşar bir hal aldık. Tamamen maddeci bir toplum haline geldik. Dostluklar gitti, değerler, örfler gitti geriye bu gün kaldı.

Milletin parasında gözü olanlar o paraya çökebilmek adına bir ton dolap çeviriyor bu gün. Eskiden bizim eski sanayi çarşısındaki dükkânımızın önünden akardı insanlar ve haftada bir veya birkaç tane cüzdan bırakılırdı bizim dükkânımıza. Birileri düşürmüş, bir diğeri de bulmuş, yol üzeri diye, gelip sorarlar diye cüzdanı içindekilerle birlikte bizim dükkâna bırakırlardı. Emin olun birçoğunun sahibi de geldi sordu ‘Cüzdan bulan oldu mu?’ diye. O yıllarda insanların o cüzdandaki paraya ihtiyacı yok muydu? Düşürenin de, bulanın da vardı mutlaka ama herkesin içinde bir Allah korkusu ve Hak duygusu vardı. Sanıyorum bu gün en çok da bu duygumuzu yitirmiş bir haldeyiz. Biz böyle bir millet değildik aslında. Bakın size bu konuda bir hikâye aktarayım;

1800’lü yılların başı... 

O tarihlerde İstanbul’un Karaköy semti İstanbul’un en önemli ticaret merkezidir. Osmanlı           
Devleti’nin sadece Anadolu’ya açılan ticari kapısı değil, aynı zamanda ithalat ve ihracatın da     
merkezidir. Karaköy o yıllarda yerli yabancı çok sayıda insan kaynamaktadır.  

O tarihlerde henüz tren ulaşımı devreye girmediğinden, İstanbul’a gelen yabancı tüccarların        
kullandığı en önemli ulaşım aracı gemilerdir. Avrupa’dan gemilerle gelen yabancı tüccarlar ve     seyyahlar Karaköy limanına ayak basarak İstanbul’a giriş yapmaktadırlar.             

Haliyle o tarihlerde kâğıt para, çek vb. mübadele araçları henüz kullanılmaya başlanmadığından, tüm alışverişler altın ve gümüş paralar üzerinden yapılmaktadır.                                       
Fransa’dan gelen bir gemiden inen ve Karaköy rıhtımına adımını atan bir Fransız tüccar, hem        
İstanbul’a ilk ayak basmanın şaşkınlığı, hem de kalabalığın itiş kakış etkisi ile üzerinde taşıdığı
altın kesesini yere düşürür. 

Yere saçılan altınlar kalabalığın arasında ayaklar altında sağa sola yayılır gider. Fransız tüccar 
altınlardan bazılarının denize yuvarlandığını da görür. Olaya şahit olan kalabalıkların hemen      
altınlara saldırması, hatta denize yuvarlanan altınların peşinden suya atlayanlar olduğunu da      
görünce, “bittim ben” diye düşünür. Fransız tüccar panikten saçını başını yolmaya başlar.

Yukarıda da anlattığımız gibi bankaların olmadığı, ‘ben paramı kaybettim, bana şu kadar havale edin’ demenin mümkün olmadığı o dönemde yabancı bir ülkede beraberinde getirdiği altınları kaybetmek demek, her şeyini yitirmek anlamına gelmektedir. Fransız tüccarı perişan eden durum da yabancı bir ülkede içine düştüğü bu çaresizliktir. Çöküp kaldığı yerde başını ellerinin arasına almış kara kara düşünürken, insanların kendisine doğru geldiğini fark eder.

Her gelen önüne altın koyar. Önüne altın koyanlar arasında, üstü başı su içinde gençler de vardır.  Fransız tüccar fark eder ki, altın kesesini düşürdüğünde altınlara doğru hamle yapan, hatta denize düşen altınların peşinden suya atlayan insanlar, kendi altınlarını toparlayabilmek için mücadele veren insanlardır. Nitekim kalabalık dağıldığında ve altınlarını saydığında hiç eksik olmadığını fark eder.  

200 küsur yıl önce yine bu ülke halkının yaptığı bir harekettir bu. Bundan belki bir ders çıkartırız diye yazdım bu gün bu yazıyı. Biz geliştikçe ileriye gideceğimize, geliştikçe geriye gider bir toplum olduk. Yazık bize..       

 

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Cem ŞAKOĞLU - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kartepe Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kartepe Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Şehirlerarası otobüs terminali Kartepe'ye gelmeli mi?